Che’nin Gazze’si

Che kamplara girdiğinde önünde uzanan manzara, tıp okulunda gördüğü Latin Amerika yoksulluğundan da ağırdı. Bu, Küba Devrimi’nin ilk resmi yurt dışı misyonuydu. Fidel Castro, Guevara’yı 14 ülkeyi kapsayan diplomatik tura göndermişti; amaç, yeni Küba’nın Üçüncü Dünya’daki yerini sağlamlaştırmaktı.

Sebahattin Çelebi, frankfurt

18 Haziran 1959. Kahire’den yaklaşık dört yüz elli kilometre uzakta, Akdeniz’in güneydoğu kıyısına sıkışıp kalmış o dar şeritte, olağandışı bir misafir çıktı karşılarına. Askeri üniforma giymiş, beresi eğik, bakışları derin bir adam; Ernesto “Che” Guevara Gazze’ye indi.

O sabah Gazze, hâlâ 1948’in küllerini üzerinde taşıyan bir yerdi. 120.000 Filistinli mülteci, bezden ve tahtadan yapılmış kamplarda yığılmış bekliyordu. Hayatta kalmayı bile bir çeşit direniş olarak yaşayan insanlar.

Che kamplara girdiğinde önünde uzanan manzara, tıp okulunda gördüğü Latin Amerika yoksulluğundan da ağırdı. Bu, Küba Devrimi’nin ilk resmi yurt dışı misyonuydu. Fidel Castro, Guevara’yı 14 ülkeyi kapsayan diplomatik tura göndermişti; amaç, yeni Küba’nın Üçüncü Dünya’daki yerini sağlamlaştırmaktı.

Filistinli araştırmacı Salman Abu Sitta bu ziyareti çarpıcı bir ifadeyle tanımladı: “Che Guevara’nın 1959’daki Gazze ziyareti, Filistin davasının uluslararasılaşmasının başlangıcını işaretleyen tarihi bir andı.”

Bir Doktorun Yolu: Rosario’dan Sierra Maestra’ya

Ernesto Guevara de la Serna, 14 Mayıs 1928’de Arjantin’in Rosario şehrinde dünyaya geldi. Orta sınıf bir ailenin çocuğuydu. Çocukluk boyunca astım nöbetleriyle boğuştu,  ama bu kırılganlık hiçbir zaman iradesiyle yarışamadı.

Buenos Aires Üniversitesi’nde tıp eğitimi alırken içindeki huzursuzluk büyüdü. 1951-1952 yıllarında motosikletiyle Latin Amerika’yı baştan başa gezdi. Peru’daki cüzzam hastanelerini dolaştı, Bolivya’daki kalay madenlerinde işçilerin ne koşullarda çalıştığına tanıklık etti, Şili’nin yoksul mahallelerinde geceler geçirdi.

Bu yolculuk — sonradan Motosiklet Günlükleri adıyla ölümsüzleşecek olan o büyük keşif — ona bir şey öğretti: Kıta çapındaki yoksulluğun bireysel bir çözümü yoktu. Hastalık bir semptomdu; asıl illet, emperyal düzenin ta kendisiydi.

Tıp diplomasını 1953’te aldı. Ama o gün bir hekimden çok bir devrimci olarak çıktı okuldan.

Guatemala Dersi ve Meksika’daki Buluşma

1954, hayatının kırılma noktasıydı. Guatemala’daydı o sırada, Jacobo Árbenz hükümeti toprak reformu yasasıyla toprak sahiplerinden arazileri alıp köylülere dağıtıyordu. CIA’in koordine ettiği darbe Árbenz’i devirdi. Che bu darbeyi yerinde izledi.

Meksika’ya sığındı. Ve orada, 1955’te, Küba’dan sürgündeki devrimcilerle tanıştı. Fidel Castro ile tek bir geceyi tartışarak geçirdiler. Sabaha karşı Che dönüşü olmayan bir kararı vermişti: Küba Devrimi’nin içindeydi artık.

“Fidel ile ilk görüşmemde geceyi tartışarak geçirdik. Sabah ağardığında ben zaten grubun hekimiydim. Hekimi olmam ama aslında dövüşçüsü.” — Ernesto Che Guevara

Sierra Maestra: Ormanda Öğrenilen Devrim

Kasım 1956’da seksen iki kişilik küçük bir grup, Granma adlı ahşap yatla Meksika kıyılarından Küba’ya açıldı. Karaya çıktıklarında Batista’nın kuvvetleri hazır bekliyordu; grubun büyük çoğunluğu ilk aylarda ya öldürüldü ya yakalandı.

Hayatta kalanlar Sierra Maestra dağlarına çekildiler. Che orada hem hekimdi hem komutan. Bu süreçte geliştirdiği foco teorisi — küçük devrimci çekirdeklerin kırsal alanda ateşlediği kıvılcımın geniş kitleleri harekete geçireceği fikri —onun en özgün entelektüel katkısı oldu.

Ocak 1959’da Havana düştü. Batista kaçtı. Küba Devrimi, Latin Amerika’nın belleğine kazındı.

Nasır’in Daveti: Kahire Üzerinden Gazze’ye

Devrim zaferini ilan etmesinin üzerinden henüz altı ay geçmemişti ki Fidel Castro, Guevara’ya yeni bir görev verdi. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’ın daveti üzerine ilk durak Kahire oldu.

Nasır, Pan-Arabizm’in bayraktarıydı; Süveyş Kanalı’nı millileştirmiş, Batı’ya meydan okumuştu. Mısır o sırada Birleşik Arap Cumhuriyeti adını taşıyordu; Suriye ve Yemen’i de içine alıyordu. İki lider arasındaki ideolojik mesafe gerçekti, Nasır Marksist değil, milliyetçiydi; Mısır’da komünistlerin önemli bir kısmı hapisteydi. Ama ortak paydaları vardı: emperyalizme karşı duruş.

Ve Nasır, Guevara’ya bir teklifte bulundu: Gazze’ye gidip yerinde görmeliydi.

Tarihin Bir Anlık Duraksadığı Yer

18 Haziran sabahı Che, Gazze’ye ulaştı. Üzerinde koyu renk askeri üniforması, başında yıldızlı beresi vardı. General Yardımcısı Ahmad Salim onu karşıladı.

Fotoğrafçılar minimum sayıda tutulmuştu; Mısır hükümeti Küba’nın devrimci bir model olarak öne çıkmasından çekiniyordu. Bu nedenle ziyaret basında neredeyse hiç yer bulmadı. Yıllar içinde o günden geriye yalnızca tek bir fotoğraf kaldı. El yazısıyla yazılmış altyazısı şöyleydi:

“Küba Devrimi’nin kahramanı Guevara ile birlikte. Vali Genel Yardımcısı Ahmad Salim’in köşkünde. Gazze, 1959.”

Kamp ziyaretleri boyunca Che, El-Buraij mülteci kampına girdi. Kamp liderlerinden Mustafa Abu Midyan, koşullardan yakındı. Che’nin yanıtı sertti:

“Şikâyet etmek yerine, ülkenizi kurtarmak için ne yaptığınızı gösterin. Eğitim kampları nerede? Silah fabrikaları nerede? Seferberlik merkezleri nerede?”

Bu sözler, Che’nin devrimci anlayışının özüydü. Acıya tanıklık yetmezdi; acı, örgütlü bir iradeye dönüşmeliydi.

El-Şatı Kampı ve “Gazze’nin Guevara’sı”

O yıl Gazze’de el-Şatı mülteci kampında büyüyen bir çocuk vardı: Muhammed el-Aswad. 1946’da Hayfa’da doğmuş, 1948 savaşının ardından ailesiyle birlikte Gazze’ye sığınmıştı. Che’nin ziyaret ettiği 1959’da henüz on üç yaşındaydı.

Yıllar içinde el-Aswad, Filistin direniş hareketinin efsanevi isimlerinden biri haline geldi. İsrail askeri yetkilileri ondan söz ederken Dayan’ın sözleri tarihe geçti:

“Gazze’yi gündüzleri biz yönetiyoruz, Guevara ve yoldaşları geceleri yönetiyor.”

Buradaki “Guevara” elbette Ernesto Guevara değildi — Dayan, el-Aswad’ı kastediyordu. Ama lakabın ta kendisi, Gazze’nin Küba devrimiyle kurduğu simgesel bağı açıkça ortaya koyuyordu. Muhammed el-Aswad, 9 Mart 1973’te Ariel Sharon komutasındaki İsrail kuvvetlerince Gazze’de kuşatılarak şehit düştü.

Sessizce Geçip Giden Bir Günün Ağır Mirası

Che, ziyaret sonrası resmi raporlarına Gazze’yi yazmadı. Basın toplantılarında bundan söz etmedi. Dışarıdan bakıldığında bu ziyaret, “fırsatı kaçırılmış” bir an gibi görünür.

Ama tarih o kadar basit işlemez. 1960’ların Filistinli gençlerine Che’nin kitapları aracılığıyla ulaştı devrim teorisi. Bazı Filistin eğitim kamplarına “Camp Che Guevara” adı verildi. Nuseyrat mülteci kampında sol gençler 1990’larda Che Guevara Kültür Kulübü’nü kurdu.

Küba, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü tanıyan ilk devletler arasında yer aldı. Bu, Gazze’de atılan küçük adımın —  diplomatik, simgesel, insan boyutlu — ilerleyen on yıllara yansıyan ses tonunu belirledi.

Devrimin Bitmemiş Son Cümlesi

Che 1965’te Küba’dan ayrıldı. Kongo’ya gitti — Afrika’da devrim ateşlemeye çalıştı, başarısız oldu. Sonra Bolivia’ya geçti. 1967’de, dağlarda, yaklaşık elli kişilik küçük bir grupla Bolivya ordusuna karşı savaştı. CIA destekli operasyonlar grubu adım adım çemberledi.

9 Ekim 1967. La Higuera köyünde yakalandı. Ertesi gün kurşuna dizildi. 39 yaşındaydı. Ölüm haberi dünyaya yayıldığında milyonlar inanmak istemedi. Posteri daha da büyüdü. Ölümü onu durduramadı — tersine, dondurulmuş bir anın içinde sonsuza taşıdı.

“Hasta la victoria siempre — Zafere kadar, daima.”

Görülmenin Onuru

O 24 saat içinde, o tek fotoğrafta, o kamp ziyaretlerinde ne vardı?

Belki de şu: Tarih bazen resmi belgelerden değil, bir kampın çamurlu zemininden, bir mültecinin gözünden, bir komutanın sertti sözünden ilerler. Che Gazze’yi raporlarına yazmadı. Ama Gazze, Che’yi hafızasına yazdı.

Bugün Gazze’de hâlâ onun adını taşıyan kulüpler, sokaklar var. Duvarlarda Nasır ve Arafat’ın yanında Che’nin portresi asılı. Bu tesadüf değil. Emperyalizme karşı her direniş, kendi dilini kurarken bir yerden kelime devşirir.

18 Haziran 1959’da o kamplara girip çıkan adam, hiç bilmeden bir şey bıraktı arkasında: görülmenin onurunu. Ve bazen insanlar için en devrimci eylem budur — gelip bakmak, dinlemek, tanıklık etmek.

“Bir insan zincire vurulmuşsa, özgür olan her insan onu kurtarmakla yükümlüdür.” — Ernesto Che Guevara

Add a comment

Yorum Yap

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.