Hatice Dikbaş, İZMİR
Bir zamanlar dünya daha yavaştı.
Saatler acele etmez, günler bitmek bilmezdi.
Bir ağacın dalına tutunmak, sanki gökyüzüne biraz daha yaklaşmak demekti.
Elma ağacından sarkan o çocuk…
Belki sendin, belki bendim.
Ayaklarımız havada, başımız aşağıda ama kalbimiz tam yerindeydi. Mutluluğu havalara zıplayarak, ağız dolusu kahkaha atarak ve gerisini düşünmeden karşılar,üzüntüye gözlerimiz şişene kadar ağlayarak tepki verirdik.
Toprağın kokusunu tersinden bile tanırdık.Yağmur yağmaya başlayınca dışarı çıkardık mesela şimdikinin tersine.
Rüzgâr saçlarımızı karıştırırken, hayatın ne kadar basit olduğunu bilmeden yaşardık.
Ne büyük hayallerimiz vardı aslında ama hiçbirini gerçekleştirmek için acele etmezdik.Kurduğumuz hayali arkadaşımıza anlatmak bile mutlu ederdi.Çünkü o anın kendisi zaten bir mucizeydi. Her şeyin gerçekleşebileceğine dair inanç bir çocuğun en büyük hazinesiydi.
Bir dal…Üzerinde saatlerini geçirdiğin ve sahiplendiğin , oradan dünyayı izlediğin, canın sıkılınca saklandığın yapraklarıyla seni sarmalayan bir dal …
Bir gökyüzü… Doğarken ve batarken renklerine aşık olduğun, gelip geçen buluttan yolcuları izlediğin,özgürlük deyince ilk aklına gelen bir gökyüzü…
Bir kahkaha… Neşenin tanımı yapılmaya çalışılsa açık ara en iyi karşılığı , kuş cıvıltılarına eş , içten özden bir kahkaha…
Bir çocuğu ağaçlara tırmandıran en önemli sebeplerden biriydi bence gökyüzüne yaklaşma arzusu. Boşluk gibi görünsede büyülüydü.Kuşlara özenip uçmak isterken gökyüzünde olmanın tek yolu bir ağacın dalına tırmanmaktı belkide. Henüz büyümemişken herşeyi akıl süzgecinden geçirmeden sadece hissederek yaşarken doğayla daha çok bütünleşiyorduk.Ağaçların dallarının yaralamasından ya da düşmekten korkmuyorduk şimdiki gibi ve dokunmaktan hissetmekten çekinmiyorduk.Ağaçlar arkadaşımız olabiliyordu mesela.Çok iyi birer dinleyici de oluyorlardı hem.
Şimdi büyüdük.
Ağaçlara tırmanmak yerine, sorumluluklara tutunuyoruz.Gökyüzüne bakmayı ihmal ediyoruz çoğunlukla. Ne gelip geçen bulutlar ne de kuşlar ilgimizi çekmiyor eskisi kadar.Kahkahalar daha ölçülü , çoğunlukla neşeden uzak .
Ama bazen…
Bir yerde, içimizde hâlâ o çocuk sallanıyor.
Baş aşağı, özgür, korkusuz.
Ve belki de hayat,
Yeniden o dala uzanmayı hatırlamakla güzelleşiyor .
