Xalide Kırık ile dengbêjlik geleneğinde kadın sözü üzerine
ROJ YİĞİT
Kürt sözlü kültürünün en önemli damarlarından biri olan dengbêjlik, yalnızca bir müzik biçimi değil; toplumsal hafızanın, anlatının ve bireysel deneyimlerin sesle taşındığı köklü bir gelenek. Kadın dengbêjler bu geleneği hem yaşatıyor hem de ona kendi benzersiz bakış açılarını ekleyerek geçmişle bugün arasında köprüler kuruyor.
Bu söyleşide Xalide Kırık ile kadın dengbêjliğin tarihsel ve toplumsal rolünü, kılamların sözlü aktarım sürecini, dijital çağda geleneğin aldığı biçimi ve kadın bakışının kılamlara kattığı derinliği konuştuk.
“Kadın sesi, sessizliği anlamlandırır ve hafızayı çoğaltır.”
Kadın dengbêjlerin geleneğe katkısı nedir? Kılamlara kattıkları bakış açısı, tarihsel ve toplumsal bağlamda nasıl şekilleniyor?
Kadın dengbêjler sözlü geleneğin baş aktörleri. Kadın, ilk çocuğunu dünyaya getirdiği andan itibaren, kucağındaki çocuğuna söylediği ninniyle birlikte sözün melodiye dönüştüğü söyleme sanatının başlatıcısı ve öncüsü oldu. Toplumsallık ve toplumsal sorumluluk da bu anla birlikte hayat buluyor. Dünya kadınlarının ortak kültürü olan bu gelenek, Kürt kadın dengbêjliğine beşiklik ediyor. Kadın; çoğaltan, toparlayan, üreten ve dönüştüren bir varlık. Bu köklü miras, çağdan çağa, zamanın boğazından geçerek bugünkü tarihe ışık tutmaya devam ediyor. Dengbêjlik kültürünü yalnızca erkeğe mal eden sınırlı bir bakış açısıyla okursak, geçmişten bugüne bu köklü geleneğin temellerini atmış kadın dengbêjlere haksızlık etmiş oluruz.

“Bir kılam, söylenmedikçe tamamlanmaz.”
Kadın dengbêjler, sözlü geleneği kuşaktan kuşağa aktarma sürecinde hangi sorumlulukları üstleniyor? Bu aktarımda toplumsal cinsiyetin etkisi nasıl hissediliyor?
Dengbêjlik kültürü kadın yaşamının önemli bir parçası. Dünden bugüne o sesler yüreğimizde çınlamaya devam ediyor. Ne var ki kadının komünal yaşam değerlerini hayata kazandırdığı ve bu değerlerin taşıyıcısı olduğu gerçeği, günümüzde maalesef unutturulmuş durumda. Sümer rahip devletleri dönemine kadar güçlü ve başat söz sahibi olan kabilenin şaman kadını, devletleşmeyle birlikte güç kaybetmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, eril zihniyetin tahakkümü altına alınmasıydı. Durum böyle olunca dengbêjlik kültürü de bugün pratikte, neredeyse tamamen erkeklerden oluşan bir dengbêj divanına dönüşmüş bulunuyor.
“Anlatı, sesle bütünleştiğinde ruh bulur.”
Kadın perspektifi, kılamların duygusal ve toplumsal yükünü nasıl derinleştiriyor? Dinleyiciyle kurulan bağ bu aktarımı nasıl güçlendiriyor?
Kadının hisleri, doğayla olan bağı kadar güçlü. Kadın, doğal yaşamın içindeki bütün yaşanmışlıkları bir aidiyet olarak hissediyor. Bu sorumlulukla doğal afetleri, seli, kuraklığı, doğumu, hasreti, aşkı, ölümü, acıyı ve coşkuyu edebî bir dille dile getiriyor. Sesin üreticisi olan dengbêj kadın, dilden dile aktarılan bu köklü geleneğe ana tanıklık ediyor ve toplumun vicdanının sesi oluyor. Aynı zamanda bu kabiliyeti kendi etrafında toplayan ana figür yine dengbêj kadın; akşam sohbetlerinin hikâye anlatıcısı olarak aşkları ve destanları inci tanesi gibi döküyor. Kadın dengbêjin dudaklarından dökülen bu anlatılar, dinleyiciye ulaştıktan sonra dilden dile yaşamaya devam ediyor. Bu da bir kültürün belleğine hizmet etmiş oluyor.
Burada, yalnızca benim çocukluk hafızama miras kalan bazı isimleri anmak isterim. Başta babaannem Dilber, teyzem Zerga ve annem Medine olmak üzere; Fatma İsa, Meyrem Xan, Zadina Şakir, Tulkasa Hemo, Sûsika Simo, Gûlîzera Musa ve adını burada sayamadığım daha nice kadın dengbêj, bugünkü dengbêj hikâyeme hem kaynak oldu hem de ışık tuttu.
“Hafıza, anlatıldıkça yeniden doğar.”
Kılamlarda kadın deneyimlerini ve hikâyelerini aktarırken nelere dikkat ediyorsunuz? Bu süreç geleneksel dengbêjliğin geleceğini nasıl etkiliyor?
Dengbêj kılamlarını söylerken, okuduğum eserin toplumun duygu dünyasında nasıl bir farkındalık yaratacağını gözeterek yola çıkıyorum. Önce sevdiğim bir kılamı, sesimde ve ruhumda oturana kadar defalarca tekrar edip yorumluyorum; ancak ondan sonra dinleyiciyle buluşturuyorum. Benim için esas olan, eserin içindeki yaşanmışlıkla ne kadar bütünleştiğim. Hissettiğim kadar hissettirebileceğime inanıyorum.
“Bir ses, sadece şarkı değil; bir toplumun hafızasıdır.”

Kadın dengbêjlerin kılamlarında öne çıkan temalar neler? Bu temalar toplumsal hafızayla nasıl bağ kuruyor?
Kadın dengbêjlerin kılamlarında öne çıkan tema, kadının yaşamak istediği ve değiştirmek istediği bütün arzu ve taleplerini söyleme sanatıyla ifade etmesi. Sosyal yaşamın baş aktörü olan kadın dengbêj; yasta ağıt yakan, doğumda doğan çocuğu müjdeleyen, savaşta eşarbını yere atıp barışa bariyer kuran, yaşananları bir destana çevirene kadar haykıran, kuraklıkta göğe yakaran, berekete şükranını zılgıtla selamlayan bir anlatıcı.
Kadının beslendiği kaynak, kendi öz doğası ve doğaya bakışı; yani üretkenliği. Kadın ürettikçe kültürü de zenginleştirdi. Bu kadim geleneğin köklerine baktıkça ve o köklerden beslendikçe bağ kurmuş olacağız. Bugün hâlâ derler ki: hasta birine güzel bir kadın sesi dinletin; fiziken iyileşmesebile yüreği, ruhu dinlenir, arınır ve huzur bulur.
“Söz, duyulduğunda ve tekrar edildiğinde yaşar.”
Dijital çağın ve modern müziğin etkisi altında kadın dengbêjler, geleneği koruma ve yeniden üretme konusunda hangi yolları izliyor?
Dijital ve modern çağın en büyük handikapı olarak karşımıza çıkan derin yozlaşma; dile, üsluba, Kürt dili ve edebiyatına, sanatsal duruşa maalesef sirayet etmiş durumda. Bunun çözümünde aşılması gereken en önemli mesele, sorunun aslında bir algı sorunu olması.
Yeni ile eski arasındaki çelişki, günümüz sanat icracılarının kafasındaki eksik tarih okumasının yarattığı bir deformasyon olarak ele alınabilir. En doğru yol ve yöntem ise asıl kaynağa, yani Kürt kültürünün ulusal sanat yapısına dayanmak ve bunu tarihsel bir sorumluluk olarak omuzlamak. Kültürel yok oluşun önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Dijital çağ, doğru kullanıldığında kültürel ve sanatsal değerlerin sunumunda bütünsel bir araca dönüştürülebilir. Geçmiş, bugün ve gelecek arasında bağlar kurmak gerekiyor.
“Her kılam bir hikâyedir; her hikâye bir hafızadır.”
Bu geleneği ilk kez dinleyecek birine kadın dengbêjliği nasıl anlatırsınız? Genç kuşakların ilgisini artırmak için neler yapılabilir?
Bu geleneği ilk kez dinleyecek birine, ilk olarak kendi sesimden bir kılam okurum. Doğayla kurduğum bağın önemini anlatırım. Göğün, bulutların, ayın, güneşin, denizin, toprağın, ağacın; kuşların cıvıltısından süzülen, duyduğumuz ve duyamadığımız bütün seslerin ve sessizliklerin insan sesinde var olduğunu söylerim.
İnsan, ruhuyla dinlemeli ki kâinatın enginliğinden beslenerek güçlü bir duruşla sanat üretebilsin. Dengbêj kadın, yaşadığı coğrafyanın vicdanının sesi. Yaşamın baş aktörü olan kadın, aynı zamanda anne olarak dilin çocuğa aktarılmasının da temel taşı.
Bütün bunları, ilk kez dengbêj dinleyecek bir kadına gözüm kapalı söylerim.
Sözlerimi, Binevş Narîn’in zorla evlendirildiği evlilikten bir erkek çocuğu dünyaya getirdiğinde, beşiği sallarken söylediği kılamın bir dizesiyle bitirmek istiyorum:
“Ezê rabim te bihejînim lorî bikim, ezê serê te Cembelîyê biçûk bigrim bi qurbana serê Cembelîyê mezin bikim.”
Xalide Kırık ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, kadın dengbêjlerin yalnızca müzik ya da eğlence için söylemediğini; toplumsal hafızayı ve tarihsel anlatıyı yaşatan birer aktör olduğunu gösteriyor. Kadın sesi, kılamlarda yalnızca ezgiyi değil; bir dönemin acısını, sevincini, göçlerini ve umutlarını taşıyor.
Kadınların sesiyle çoğalarak geçmişten bugüne ulaşan dengbêjlik geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılması için hem kayda geçirilmesi hem de yaşatılması gerekiyor. Çünkü her kılam, dinleyeni yalnızca geçmişle değil, kendi toplumsal ve bireysel hafızasıyla da yüzleştiriyor.
“Hafıza, kadın sesiyle dile geldiğinde yaşamaya devam eder.”
