Enis Behiç, Malmö
Paula Hitler (21 Ocak 1896 – 1 Haziran 1960), 20. yüzyılın en karanlık figürlerinden biri olan Adolf Hitler’in küçük kız kardeşi ve yetişkinliğe ulaşan tek öz kardeşiydi. Tarih, Adolf Hitler’i iyi tanıyor olsa da, kız kardeşi Paula’nın hayatı ve özellikle de ağabeyi hakkındaki düşünceleri büyük ölçüde gölgede kaldı.
Paula, yıkımlarla dolu savaş sonrasında Amerikan istihbarat görevlileri tarafından yapılan sorgulardan 1959’da verdiği tek televizyon röportajına kadar, ağabeyi hakkında dikkat çekici ifadeler kullandı ve büyük bir özgüvenle onu sonuna kadar savundu.
Erken dönem ve aile yaşamı
Paula Hitler, 21 Ocak 1896’da Avusturya’nın Hafeld kasabasında dünyaya geldi. Babası Alois Hitler 60 yaşındayken, annesi Klara Pölzl ise kocasından 23 yaş küçüktü. Paula’nın doğumundan önce ailede kaybedilen birçok çocuk vardı. Gustav ve Ida kardeşler difteriden, Otto doğumdan kısa süre sonra, Edmund ise kızamıktan ölmüştü. Bu trajik kayıplar nedeniyle Paula ve Adolf, yetişkinliğe ulaşan yegâne öz kardeşler oldular.
Aile ortamı, özellikle babaları Alois Hitler’in varlığı nedeniyle zor bir atmosfere sahipti. Paula’nın sonraki ifadelerine göre, Alois “çocuklarının eğitiminde büyük bir sertlikle davranan” bir adamdı. Anneleri Klara ise “çok yumuşak” bir karaktere sahipti ve çocuklarına çok bağlıydı. Paula, Amerikan sorgularında “ailenin gözdesi” olarak tarif edilse de, bu mutlu çocukluk kısa sürdü.
1903 yılında Paula henüz yedi yaşındayken, babası Alois Hitler plevra kanamasından öldü. Dört yıl sonra, 1907’de Paula on bir yaşındayken annesi Klara, meme kanseri ameliyatı sonrasında yaşamını yitirdi. Bu dönemde Paula ev işlerine elinden geldiğince yardım etmeye çalışırken, on sekiz yaşındaki Adolf Viyana’daki Güzel Sanatlar Akademisi’ne başvuruyordu. Annelerinin ölümü, her iki kardeş için de derin bir travma oldu. Paula, sorgulamalarda ağlayarak “Annemin ölümü Adolf ve benim üzerimde derin bir iz bıraktı. İkimiz de ona çok bağlıydık” diyecekti.
Adolf ile ilişkisi ve çocukluk anıları
Paula ve Adolf arasındaki yedi yıllık yaş farkı, çocukluk dönemlerinde aralarında belirgin bir mesafe oluşturmuştu. Paula’nın kendi ifadesiyle: “Kardeşimden çok daha küçük olduğum için, o beni asla bir oyun arkadaşı olarak görmedi. Arkadaşları arasında her zaman lider rolü oynadı. Hırsız-polis türü oyunlara karşı aşırı ilgisi vardı.. Çok sayıda arkadaşı vardı.”
Paula Hitler’in bu ifadeleri, Adolf’un zaten çocukluk yıllarında liderlik özelliklerini gösterdiğini ortaya koyuyor. 1959’da Peter Morley’e verdiği röportajında Paula, bu liderlik özelliğini daha da vurgulayacaktı:
“Çocukken Kızılderililer oyunu oynarken, kardeşim Adolf her zaman liderdi. Diğer çocukların tamamı onun dediğini yapardı. İradesinin başkalarından daha güçlü olduğu içgüdüsüne sahip olmalı.” Bu anı, Adolf’un doğal otoriterliğinin ve kontrol etme ihtiyacının ne kadar erken yaşta ortaya çıktığını gösteriyor. Psikolojik analizlere göre, çocukluk oyunlarında sürekli lider rolü üstlenmek, erken yaşta hiyerarşi ve kontrol ihtiyacına işaret edebiliyor. “Herkesin onun dediğini yapmasının” diktatöryal eğilimlerin ilk belirtileri olabileceği görüşü hakim. Hitler’in oyun gibi esnek ortamlarda bile pazarlık yapmadan mutlak otorite kurması dikkat çekici.
Paula, kardeşinin akademik performansı hakkında da detaylı bilgiler verdi. Amerikan istihbarat sorgularında şöyle anlattı: “Kardeşim bazı derslerde çok iyiydi, bazılarında ise çok zayıftı. En zayıf olduğu dersler matematik ve hatırladığım kadarıyla fizikti. Matematikteki başarısızlıkları annemi endişelendiriyordu. Müziği seviyordu. O zamanlar bile ağabeyim Wagner’i tercih ediyordu. Wagner her zaman onun favorisiydi.”
Bu anlatım, Adolf’un sanatsal eğilimlerinin ve Wagner’e olan tutkusunun ne kadar erken başladığını ortaya koyuyor.
Paula ayrıca Adolf’un çocukluk dönemindeki disiplin sorunlarını da aktardı: “Adolf çocukken her zaman eve çok geç gelirdi. Zamanında gelmediği için her gece babamdan dayak yerdi.” Bu ifade, hem Adolf’un otoriteye karşı erken dönem isyanını hem de babaları Alois’in sert disiplin anlayışını gösteriyor.
13 yıllık ayrılık ve 1921’deki buluşma
Anne Klara’nın ölümünden sonra Adolf evi terk etti ve Viyana’ya gitti. Bu noktadan itibaren Paula ve Adolf arasında on üç yıl sürecek bir kopukluk başladı. Paula, 1908’den 1921’e kadar ağabeyini hiç görmedi ve hatta onun hayatta olup olmadığını bile bilmiyordu. Bu dönemde Adolf Viyana’da sanatçı olma hayalleriyle mücadele ederken, Paula Viyana’da bir sigorta şirketinde sekreter olarak çalışıyordu.
1921’deki ilk buluşma, Paula için son derece duygusal bir andı. Paula bu anı şöyle anlattı: “Kardeşim 1921’de özellikle beni görmek için Viyana’ya geldi. Eve girdiğinde ilk başta onu tanıyamadım. O kadar şaşırmıştım ki sadece ağabeyime bakabiliyordum. Sanki gökten bir kardeş düşmüş gibiydi. Bu dünyada yalnız olmaya zaten alışmıştım. O zamanlar çok çekiciydi.” Bu buluşma sonrasında Adolf, kız kardeşi Paula’ya maddi destek sağlamaya başladı.
Savaş sonrası sorgular ve ilk ifadeler
26 Mayıs 1945’te Paula Hitler, ABD istihbarat görevlileri tarafından tutuklandı. 12 Temmuz 1945 ve 6 Haziran 1946’da yapılan sorgularda Paula, ağabeyi hakkında dikkat çekici ifadeler kullandı. Sorguyu yapan ajanlardan biri, Paula’nın fiziksel olarak ağabeyine benzediğini not etti.
Bu sorgularda Paula’nın verdiği en çarpıcı ifadeler, Adolf Hitler’in annesinin ölümünden nasıl etkilendiğine dairdi. Paula gözyaşları içinde şöyle dedi: “Lütfen unutmayın, o benim kardeşimdi. Kardeşimin kişisel kaderi beni çok etkiledi. O hâlâ benim kardeşimdi, ne olursa olsun. Onun sonu, kız kardeşi olarak bana tarif edilemez bir üzüntü getirdi.”
Holocaust inkârı ve kardeşini aklamaya çalışma
Paula Hitler’in en tartışmalı ifadesi, Holocaust’a dair görüşleriydi. Sorgularda net bir şekilde şöyle dedi: “Ağabeyimin toplama kamplarında sayısız insana yapılan suçları emrettiğine veya bu suçlardan haberdar olduğuna inanmıyorum. Ağabeyim hakkında iyi konuşmalıyım, o benim kardeşim. Artık kendini savunamıyor.”
Bu ifade, Paula’nın ağabeyinin suçlarını kabul etmek konusundaki derin psikolojik direncini gösteriyor. Tarihçiler Timothy Ryback ve Florian Beierl’in 2005’te yaptıkları araştırma, Paula’nın özel günlüklerinde çok daha karmaşık bir tablo çizdiğini ortaya koydu. Paula’nın günlükleri, Hitler ailesinin zehirli ortamına dair önemli ipuçları içeriyordu.
Özel Günlükler: Karanlık Gerçekler
Paula’nın Amerikan istihbarat görevlileriyle görüşmelerinden sonra yazdığı daktilo edilmiş günlükte, çocukluğunda yaşadığı travmatik deneyimler hakkında çarpıcı ifşaları bulunuyor. Günlükte, şiddet uygulayan babaları Alois’in ölümünden sonra, on beş yaşındaki Adolf’un aile içi zorbalık rolünü üstlendiği yazıyor.
Paula, sekiz yaşında bir çocukken on beş yaşındaki ağabeyi tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtiyor. Günlüğünde şöyle yazıyor: “Bir kez daha, kardeşimin gevşek elini yüzümde hissediyorum.” Bu itiraf, Adolf’un erken yaşlardan itibaren şiddete başvurduğunu ve otoriterliğini fiziksel güçle pekiştirme eğiliminde olduğunu gösteriyor.
Ancak aynı günlüklerde Paula’nın ağabeyini “büyük bir tarihi figür” olarak gördüğü de belirtiliyor. Bu çelişki, Paula’nın zihnindeki derin ayrımı yansıtıyor. Bir yandan çocukluğunda yaşadığı travmalar, diğer yandan ağabeyine duyduğu koşulsuz bağlılık.
Paula, sorgulamalar sırasında Adolf’un Yahudi düşmanlığının kökenlerine dair ilginç bir teori öne sürdü. Paula’ya göre, Adolf’un Viyana’daki başarısız sanatçı yılları, onun antisemitizminin temelini oluşturdu: “Viyana’da ciddi şekilde açlık çekiyordu ve resimde başarısız olmasının sadece sanat ticaretinin Yahudi ellerinde olmasından kaynaklandığına inanıyordu.”
Bu açıklama, Paula’nın ağabeyinin ideolojik radikalizasyonunu anlamlandırma çabasını gösteriyor. Paula, Adolf’un antisemitizmini kişisel başarısızlıklarının bir sonucu olduğunu görerek, onu bir nevi aklamaya çalışıyor. Ancak 1908’de bulunan bir Hitler aile hesap defteri, Adolf’un Viyana’da 900 Avusturya kronu tutarında bir kredi aldığını ve bunun bir yıl boyunca onu geçindirebileceğini gösteriyor. Bu, Paula’nın “açlık” anlatısının muhtemelen abartılı veya yanlış olduğunu ortaya koyuyor.
1959 Peter Morley Röportajı: Son Savunma
Şubat 1959’da Paula Hitler, İngiliz belgesel yapımcısı Peter Morley ile hayatında tek bir televizyon röportajı yaptı. Bu röportaj, “Tyranny: The Years of Adolf Hitler” adlı programın bir parçası olarak yayınlandı. Röportajın Almanca orijinali kayboldu, ancak İngilizce seslendirme hâlâ mevcut.
Röportajda Paula çoğunlukla Hitler’in çocukluğu hakkında konuştu ve politik sorulara cevap vermeyi açıkça reddetti. Peter Morley, yıllar sonra bu röportajı şöyle değerlendirdi: “Ona karşı büyük saygısı vardı. Ona karşı eleştirel olabilecek herhangi bir şey sorsaydım, onu koruyacağını düşünüyorum. Bu aldığım histi. Onu korumayı bir görev olarak hissederdi.”
Röportaj boyunca Paula, ağabeyinin böyle korkunç şeyler yapabileceğine inanamadığını sürekli olarak vurguladı. Bu tutarlı inkâr, Paula’nın psikolojik savunma mekanizmasını ve ağabeyine duyduğu koşulsuz sevgiyi gösteriyor.
Erwin Jekelius ilişkisi: Karanlık bir ironi
Paula’nın Adolf hakkındaki görüşlerini anlamak için en çarpıcı detaylardan biri, Avusturyalı doktor Erwin Jekelius ile olan ilişkisi. Jekelius, Action T4 ötanazi programında uzman bir doktordu ve 1941’de Viyana’da gözetiminde yaklaşık 790 çocuğun gaz odalarında öldürülmesinden sorumluydu.
Tarihçi Timothy Ryback bu durumu şöyle değerlendirecekti:
“Paula’nın Jekelius ile evleneceğini keşfetmek, kariyerimin en şaşırtıcı ifşaatlarından biri. Paula her şeyi olduğu gibi kabullendi – iğneye iplik gibi.” Bu ilişki, Paula’nın Nazi rejiminin gerçek doğasını ya anlamadığını ya da görmezden gelmeyi seçtiğini gösteriyor.
Paula, Jekelius ile evlenmek istediğinde ve Adolf’tan izin istediğinde, Adolf Hitler Jekelius’u Gestapo tarafından tutuklattı ve Doğu Cephesi’ne gönderdi. Jekelius 1952’de Rus Gulag’ında öldü. Bu olay, Adolf’un ailesini kontrol etme arzusunu ve kız kardeşinin hayatına müdahale etmekten çekinmediğini gösteriyor.
Nazi ideolojisine tavrı
Adolf, hiçbir akrabasının NSDAP’ye (Nazi Partisi) üye olmasına izin vermedi. Paula da asla partiye katılmadı ve politik açıdan aktif olmadı. Ancak bazı kanıtlar Paula’nın ağabeyinin güçlü Alman milliyetçiliği inançlarını paylaştığını gösteriyor.
1934’te Paula, Avusturya’da Nazi yanlısı akrabalarını ziyaret ederken bir polis baskınında yakalandı. Polisin toprakta gömülü silahlar bulduğu aramada Paula, polisin davranışlarını “hükümetin terör eylemleri” olarak eleştirdi. Bu olay, Paula’nın Nazi sempatizanlarına karşı koruyucu bir tutum sergilediğini gösteriyor.
Savaş sonrası hayatı ve izolasyon
Amerikan istihbarat görevlileri Paula’ya parti üyeliği veya kişisel suçlar isnat edemediler ve onu serbest bıraktılar. Paula Viyana’ya döndü, bir sanat ve el işleri dükkanında çalıştı. Maddi durumu kötüydü. Sovyetler Avusturya’daki evine, Amerikalılar ise Viyana’daki dairesine el koymuştu.
1 Aralık 1952’de Paula Berchtesgaden’a taşındı, Adolf’un dağ evi Berghof’un bulunduğu yere. Burada sadece 16 metrekarelik, tek odalı küçük bir dairede sosyal yardımla yaşadı. “Paula Wolff” veya “Paula Hitler-Wolff” adıyla inzivaya çekildi.
Bu dönemde Paula, eski SS üyeleri ve ağabeyinin iç çevresinden hayatta kalanlar tarafından gözetiliyordu. Muhtemelen kendi bilgisi olmadan yakından izleniyordu. Hayatının büyük bölümünde toplumdan uzak, sessiz ve çekingen bir yaşam sürdü.
Paula Hitler, 1 Haziran 1960’ta Berchtesgaden yakınlarındaki Schönau’da 64 yaşında kanserden öldü. Hitler ailesinin yakın üyelerinden yetişkinliğe ulaşan son kişiydi. Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. Berchtesgaden’daki Bergfriedhof mezarlığına “Paula Hitler” adıyla gömüldü. Adolf Hitler’in yakın ailesinden mezar taşında ‘Hitler’ adını taşıyan tek kişiydi.
Adolf Hitler’in 29 Nisan 1945 tarihli vasiyetinde kardeşleri artık isim olarak anılmıyordu. 2 Mayıs 1938 tarihli vasiyette Angela ve Paula’ya aylık 1.000 Reichsmark tahsis etmişken, 1945’te sadece “küçük burjuva bir hayat” için bir geçim kaynağı bırakmıştı.
15 Ekim 1948’de Münih I Tahkim Mahkemesi, Adolf Hitler’in Bavyera’daki mirasının tamamen müsadere edilmesine karar verdi. Mahkeme, Paula’nın “ihtiyaç içinde olmadığına” gerekçesiyle mirası reddetti.
Bağlılığın trajik boyutu
Paula Hitler’in hayatı ve Adolf hakkındaki görüşleri, bize aile bağlarının ne kadar güçlü olabileceğini göstermesi açısından son derece önemli. Çocukluğunda ağabeyi tarafından dövülmesine, on üç yıl boyunca hiç aranıp sorulmamasına, üstelik bütün dünyanın bildiği Nazi rejiminin korkunç suçlarına rağmen, Paula ölene kadar Adolf’u savundu.
Paula Hitler, tarihte büyük suçluların yakınlarının nasıl bir psikolojik ve ahlaki ikilemle karşılaştıklarını gösteren önemli bir vaka çalışması. Ağabeyine duyduğu sevgi ve sadakat, ona gerçekleri kabul etmeyi imkansız hale getirmiş gibi görünüyor. Paula Hitler, 1960’ta öldüğünde, Adolf’un “o benim kardeşim” düşüncesinde inanarak ve onun büyük bir adam olduğuna ikna olmuş halde dünyadan ayrıldı.
