Ahmet Zeki Yeşil İstanbul
Türk sinema tarihinin önemli oyuncularından biri olan Kemal Sunal 25 yıl önce, 3 Temmuz 2000 günü aramızdan ayrıldı. Bir oyuncu/sanatçı kendi döneminde çok sevilebilir, ilgi görebilir. Ancak bu sevgi ve ilginin kuşaklar boyunca sürmesi pek alışık olduğumuz bir durum değil. Kemal Sunal 70’li yıllara damgasını vuran bir sanatçı. Filmleri 50 yıl sonra bile izlenmekte ve bugün de kendisinden söz edilmekte. Filmlerinin defalarca izlenmesine karşın aynı keyfi vermesi, sıradan bir izlenme alışkanlığı olmasa gerek. Bu nedenle “Türk halkı, üç kuşağı birleştiren Kemal Sunal’ın filmlerinden neden bıkmadı?” ve “Kemal Sunal neden çok seviliyor?” gibi sorular gündemden düşmedi. Bu konuda çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Peki, bunun sırrı çözüldü mü? Öyle görünüyor ki Kemal Sunal filmleri üzerinde düşünmeye ve filmlerindeki ince noktaları aramaya devam edeceğiz.
Kemal Sunal izleyicinin karşısına kimi zaman Apti, kimi zaman da Şakir olarak çıktıysa da en çok Şaban karakteriyle sevildi. Bilindiği gibi bu ad, “Hababam Sınıfı”nda canlandırdığı “İnek Şaban” karakterinden geliyor. Şaban, konuşma tarzı ve kendine has tavırlarıyla halktan biriydi. Saf görünüşlüydü ama o saflığının altında temizlik ve dürüstlük yatıyordu. Kurnazdı. Güler yüzlüydü, gülüşünde bir hınzırlık vardı. Nasrettin Hoca gibi komik ve hazırcevaptı. Köyde bir maraba veya yanaşma; şehirde ise kapıcı, seyyar satıcı, bekçi ya da mahallenin çöpçüsüydü. Köyde ağalardan, şehirde halkı ezenlerden hesap soruyor; filmin sonunda saflığı ve temizliği sayesinde hep kazanan taraf oluyordu. Bu nedenle geleneksel Türk mizahının yeni kahramanı oldu. Tabii, saf ve temiz kalpleriyle çocuklar da onu çok sevdi. Öyle çok sevildi ki Kemal Sunal’ı yolda gören hayranları “Şaban” diye sesleniyordu. Kemal Sunal, “Şaban” adıyla ilgili bir anısını şöyle anlatmıştı: “Firma yanlışlık yaptı. Filmde adım Niyazi. Filmin adının ‘Atla Gel Niyazi’ olması lazım. Afişler, lobiler hepsinde ‘Atla Gel Şaban’ oldu. Seyircilerden bir kişi çıkıp da ‘Filmdeki adın Niyazi, afişte Şaban’ demedi.”
İletişim bilimci ve sosyolog Prof. Dr. Ünsal Oskay’a göre Kemal Sunal, Nasrettin Hoca çizgisini takip ediyordu. Yüksek lisans tez danışmanı Prof. Dr. Şükran Kuyucak Esen tarafından da “Bu çağın Nasrettin Hocası” olarak tanımlandı. Filmlerinde hakaret, küfür ve cinsellik gibi unsurlar yoktu; tüm aile fertleri birlikte izliyordu. Kemal Sunal çok sık kullandığı “Eşekoğlueşek” kelimesi hakkında “Ben bunu küfür olarak görmüyorum. Biz sevdiğimiz insana da, kızdığımız insana da bu kelimeyi kullanmıyor muyuz?” şeklinde konuşmuştu. O sadece güldürmedi; düşündürdü, sorgulattı. Çünkü filmlerinde toplumsal yaralar ve eşitsizlikler komik bir şekilde ele alınıyordu. Zaman zaman mevcut düzene gönderme yapılıyor; kan davası, töre cinayeti ve üfürükçülük gibi bazı uygulamaların yanlışlığı vurgulanıyordu. Karakterler gündelik hayattan seçildiği için çok gerçekti. Yoksul ve ezilen insanlar, Kemal Sunal’ın filmlerinde kendisini gördü. Gerçek hayatta yapamadıklarını Şaban yapınca mutlu oldu. Bu kapsamda Kemal Sunal filmleri, bir başarı öyküsü özelliği de taşır. Bu filmler Kemal Sunal’ın ifadesiyle “Feodal değerlerden koparak kente gelmiş, ama endüstriyel değerleri benimseyememiş, yani iki arada bir derede değerler sistemi arasında sıkışıp kalmış insanı anlatıyor. Bu sıkıntılar çerçevesinde yaşanan gülünçlükleri aktarıyor. Ama aynı zamanda doğru yolu, güzelliği, saflığı, dostluğu, aşkı aramaktan vazgeçemediği için sonunda başarıyı yakalayan tiplemelerdir Kemal Sunal’ın canlandırdıkları.”
Kemal Sunal medyada görünmekten hoşlanmıyordu. İşi ile evi arasında bir hayat kurmuştu. Filmlerinin aksine az ve öz konuşan, sade yaşamayı seven bir kişiliğe sahipti. Fenomen olmasına rağmen gerçek kişiliği ve mazbut yaşamı hakkında, yakın çevresi dışında bilgisi olan yoktu. Bu nedenle günlük yaşamda Kemal Sunal’dan Şaban performansı bekleyenler hayal kırıklığına uğradı. Çünkü o, “Ben oyuncuyum” diyordu. Şaban ise filmlerindeki bir karakter… Futbol antrenörü Yılmaz Vural, Almanya’da bulunduğu dönemde rol aldığı 1983 yapımı “Gurbetçi Şaban” filminden söz ederken bu konuya değinmişti: “Otele gittim, Kemal Abi’yle tanıştık. Komedyen ya, ben espri yapacak sanıyorum. Ama devlet memuru gibiydi. Suratı hiç gülmezdi.”
90’lı yıllarda özel televizyonlar ve internet, 2000’li yıllarda ise sosyal medya hayatımıza girdi. Böylece kitle iletişim araçları gelişti/yaygınlaştı. Bunun sonucunda Kemal Sunal’ın görünürlüğü arttı. Filmleri televizyonlarda tekrar tekrar gösterildiğinden hem filmleri hem de filmlerin replikleri izleyicilerin hafızalarında yer etti. “Bay Kamber”, “Şaban ile Şirin” ve “Şaban Askerde” gibi dizilerde oynamışlığı da var. Bu durum, yeni kuşağın Kemal Sunal’ı yakından tanımasına neden olurken Kemal Sunal sevgisi artarak devam etti. Kemal Sunal gördüğü bu ilginin nedenini halkın arasından gelmesine ve sırtını halka dayamasına bağlıyordu. Ve halkını hiç yanıltmadı… 80’li yıllarda Antalya’dan bir inşaat firması, Kemal Sunal’ın reklam yüzü olmasını istemişti. Karşılığında ise yapacakları evlerden birini teklif ediyordu. Kemal Sunal teklifi kabul etmedi. Gerekçesini ise eşi Gül Sunal’a şöyle açıkladı: “Yarın bir gün bu evler yıkılırsa ve insanlar ben reklamında oynadığım için bana güvenip o evleri almış olursa, ben vicdanıma nasıl hesap veririm öyle bir durumda.”
Kemal Sunal’ın bazı filmlerinde Atatürk vurgusu da dikkat çeker. Bunlardan bi’tanesi var ki değinmeden geçemeyiz. “Köyden İndim Şehre” filminde dört kardeş sırtında bir çuval altın ile Ankara’ya gelir. O gün 30 Ağustos törenleri yapılmaktadır. Binalara bayraklar ve Atatürk posterleri asılmıştır. Kemal Sunal, ülkenin kurucusunun posterini görünce içten bir şekilde “Canım” der. Bu filmden bir sahnedir ancak gerçek hayatta yaşadığı daha anlamlıdır. “10 Kasım” doğumlu olan Kemal Sunal, “Atam’ın vefat ettiği günde doğum günü kutlayamam” diyerek yaş gününü 11 Kasım’da kutluyordu. “Güldür Güldür” adlı programda bir seyircinin anlattığı Atatürk anısı da ilginçtir: “Cebimde 20 lira vardı. ‘Kemal abi buna bir imza atar mısın?’ dedim. ‘Atatürk’ün resminin olduğu kağıda imza atmam kardeş, git bana kağıt getir’ dedi.”
Bilgi sahibi oldukça ve tanıdıkça Kemal Sunal’ı daha çok sevdik. Yoksul mahallelerde yardım dağıttığını öğrenince çok duygulandık. Emel Sayın, ölümünden sonra bir televizyon programında anlatmıştı: “Mavi Boncuk filmini çekiyoruz. Bir gün setten çıktık, eve gidiyoruz. Kemal benden önce çıktı. Herkes yevmiyesini almış. Taksiyle, kendi arabasıyla giden gitti. Baktım Kemal yürüyerek gidiyor, üç kilometre var gideceği yere. Her gün yürüyerek gidip geliyor, merak ettim nereye gidiyor bu adam böyle diye. Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta yatan adamı kaldırdı. Bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. Şaşırmıştım, ardından biraz daha ileride bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm. Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım, ‘Tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?’ dedim. ‘Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana…’ dedi. Teşekkür ettim, az ilerideki lokantaya gittim, ‘Az önce gelen beyin borcu mu var size?’ dedim, tanımadılar beni. ‘Kemal abi’nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz. O da sağ olsun, onların yemek masrafını öder’ dedi. Ertesi gün Kemal’in yanına gittim, ‘Sen ne güzel bir adamsın ya…’ dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım. ‘Ölme sen benden önce’ dedim, dinletemedim…”
Milyonların sevgilisi Kemal Sunal, güçlü bir sinema kişiliği yaratmakla kalmadı; Türk mizah tarihinde kendine ayrı bir yer edindi. Bu başarısında oyunculuğunun yanı sıra senaryo ve oyunculukların uyum içerisinde olması da elbette önemli bir etkendir. Ancak daha da önemlisi iyi bir insan, iyi bir vatandaş olmasıydı. İyiliği ve dürüstlüğüyle topluma örnek oldu ve umut verdi. Onu hep gülüşüyle hatırlayacağız. Saygı ve özlemle anıyoruz…
