Cihan Saygın
“Eğer benim yaptığım müziği herkes, yani 70 milyon Türkiye dinliyorsa ya bende bir yanlışlık vardır ya da memlekette … ” (Koray, Erkin: Mezarlık Gülleri, 2006)
Erkin Koray’ın bu sözü, onun müziğe ve hayata bakışını anlatan en çarpıcı ifadelerdendir. Çünkü Erkin Koray hiçbir zaman herkesin sevdiği, herkesin kolayca anladığı ve herkesin kabul ettiği müziği yapmak istemedi. Tam tersine, hayatı boyunca alışılmışın dışına çıktı; denenmemişi denedi, toplumun hazır olmadığı görüntüleri ve sesleri Türkiye’ye taşıdı.
Bugün onu yalnızca “Türk rock müziğinin babası” olarak tanımlamak eksik kalır. Erkin Koray, Türkiye’de rock müziğin “ilkleri”nin ve dönüşümünün başlıca aktörlerindendi.
Uzun saçlı erkeklerin henüz sokakta tepki gördüğü, elektro gitarın Türkiye’de neredeyse bilinmediği, rock’n’roll’un yeni yeni duyulmaya başladığı bir dönemde sahneye çıktı. Sonrasında psychedelic rock, hard rock ve Anadolu rock gibi farklı yönelimleri Türkiye’de görünür hâle getirdi. Geleneksel Türk müziğinin seslerini Batı rock müziğinin elektrikli gitar ve hatta elektro bağlamayla buluşturdu.
Ve bütün bunları yaparken kendi doğrularından hiçbir zaman vazgeçmedi.
Erkin Koray kimdi?
Erkin Koray, 24 Haziran 1941’de İstanbul’da doğdu. Babası, Selanik göçmeni Enver Koray, annesi ise İstanbul Belediye Konservatuvarında piyano öğretmenliği yapan bir piyano sanatçısıydı. Kardeşi Korkut Koray ile birlikte müzikle iç içe bir evde büyüdü.
Annesi ona henüz beş yaşındayken piyano öğretmeye başladı. Koray çok iyi piyano çalıyordu ancak gönlü gitardaydı. Dokuz yaşında konservatuvar sınavına götürüldüğünde tek bir nota bile çalmaması, onun daha o yaşlarda kendi yolunu seçtiğini gösteren sembolik bir anekdottur.
Eğitimini Alman Lisesinde aldı. Henüz 15 yaşındayken burada bir müzik grubu kurdu. Başlangıçta “Alman Lisesi Orkestrası” adıyla faaliyet gösteren topluluk, daha sonra “Erkin Koray ve Ritmcileri” adını aldı.
29 Aralık 1957’de Galatasaray Lisesinde bu adla sahneye çıktılar. O yıllarda Türkiye’de henüz çok yeni olan rock’n’roll repertuvarından Elvis Presley, Chuck Berry ve Fats Domino gibi sanatçıların parçalarını İngilizce seslendirdiler ve büyük ilgi gördüler.
1959’da kendi elektro gitarını yapması, onun yalnızca bir icracı değil, aynı zamanda müzikal teknolojiyi araştıran ve geliştiren bir müzisyen olduğunun erken göstergesiydi. Gitarına amplifikatör ve mikrofon sistemi kurdu. Daha sonra Amerikalı bir müzisyen kendisine bir elektro gitar hediye etti.
Atom mühendisi olmak isteyen bir rockçı
İlginçtir ki genç Erkin Koray başlangıçta atom mühendisi olmayı düşünüyordu ancak müzik ağır bastı. Koray’ın anlatımlarında rock müziğin onun karakteriyle örtüştüğü görülür. İsyan, özgürlük, araştırma, yenilik ve kalıpların dışına çıkma hem kişiliğinde hem de müziğinde birbirini tamamlayan unsurlar hâline geldi. Çok düşünen yapısı ve bir kelime üzerinde takılıp parça mükemmel olmadan tamamlamayan titizliği, müziğe profesyonel bakışını gösterir.
Türkiye’de rock müziğin ilkleri
Erkin Koray’ın hikâyesini anlamanın en iyi yolu, onun yaptığı “ilkler”e bakmaktır.
İlk genç rock’n’roll kuşağının öncülerinden biri
1950’lerin sonunda Türkiye’de rock’n’roll henüz tanınıyordu. Rock’n’roll ile başlayan müzikal yolculuğu kısa sürede başka yönlere ilerledi. 1962’de, henüz 21 yaşındayken ilk 45’liğini kaydetti: “Bir Eylül Akşamı / It’s So Long”. Bu kayıt, Türkiye’de rock müziğin tarihine geçen ilk örneklerdendir. Ancak Erkin Koray bu plağın yayımlandığını askerlik öncesinde göremedi.
1963–1965 yılları arasında Ankara Hava Kuvvetleri Caz Orkestrası’nda askerlik görevini solist ve gitarist olarak yaptı. Bu dönem, kendisini müzikal açıdan geliştirdiği önemli bir süreç oldu.
İlk plağı ise 1966’da askerlik ve Almanya deneyiminin ardından piyasaya çıktı.
Askerlikten sonra Almanya’ya giden Koray, Hamburg’daki ünlü Star-Club çevresinde sahne aldı. Burası, dönemin uluslararası gençlik ve rock kültürünün önemli merkezlerindendi. Beatles gibi grupların da sahne aldığı bu ortam, Koray için adeta ikinci bir müzik okulu oldu.
Elektro gitarı Türkiye’nin müzik dünyasına taşımak
Türkiye’ye döndüğünde artık yalnızca rock’n’roll çalan genç bir gitarist değildi. Daha deneysel, daha sert ve daha özgür bir müzik anlayışı geliştirmişti. Koray’ın en önemli özelliklerinden biri, elektro gitarı yalnızca Batı müziğinin bir çalgısı olarak görmemesiydi. Onu Türk müziğinin ses dünyasına uyarlamaya çalıştı, standart gitarın olanaklarıyla yetinmeyip farklı ses aralıklarını araştırdı. Türk müziğindeki koma ve çeyrek sesleri elektrikli müziğin dünyasına taşıyacak çözümler üzerinde çalıştı.
Uzun saç: Türkiye’de müziğin dışındaki “ilk”lerden biri
Erkin Koray’ın Türkiye’ye dönüşü yalnızca müzikal değildi; saçları uzundu. Bugün sıradan görünen uzun saç, 1960’ların Türkiye’sinde erkekler açısından son derece sıra dışıydı. Koray bu görünümüyle sokakta ciddi tepki gördü; hakaretlere, saldırılara ve fiziksel müdahalelere maruz kaldığını anlattı. Üstelik bununla da yetinmedi, yüksek topuklu ayakkabılar giydi.
Uzun saç ve yüksek topuk, onun için yalnızca bir kıyafet tercihi değildi. Dönemin dünyasında özgürlük, barış ve toplumsal kalıplara itirazın sembolüydü. Erkin Koray, müziği kadar görüntüsüyle de “Kıyafete değil, insana bak.” diyordu.
Barış Manço’nun yıllar sonra söylediği şu söz bu dönemi özetler: “Uzun saçın cefasını Erkin, sefasını ben sürdüm.”
Rock konserlerinden rock bar kültürüne
1950’lerin sonundan itibaren verdiği rock’n’roll konserleriyle başlayan yolculuk, sonraki yıllarda bar, kulüp ve gazino sahnelerinde rock müziğin daha görünür hâle gelmesine katkı sağladı. Böylece rock, yalnızca dinlenen bir Batı müziği olmaktan çıkıp Türkiye’nin canlı müzik kültürünün de bir parçası oldu. Bu sahne kültürü, Erkin Koray’ın özgür ve aykırı karakterinin de bir yansımasıydı.
Anadolu rock: Gelenek ile elektriğin buluşması
Erkin Koray’ın Türkiye’deki öncülüğünün en önemli boyutlarından biri, Batı kökenli elektro gitar ile Türk müziğinin makam ve ses dünyası arasında kurduğu bağdır. Kendisine özgü, standart gitar perde sisteminden farklı perdeleri bulunan özel bir elektro gitar geliştirdi. Bu gitarın temel özelliği, Türk müziğinde kullanılan koma/çeyrek seslerin icra edilebilmesine imkân sağlamasıydı. Bu arayış, geleneksel Türk müziğinin mikrotonal yapısını elektro gitarın olanaklarıyla buluşturuyordu.
Orhan Gencebay ile aynı frekansta
Benzer şekilde, Orhan Gencebay ile birlikte bağlamaya elektronik manyetik (pick-up) sisteminin uygulanması ve elektro bağlamanın geliştirilmesi konusunda öncü bir rol üstlendi. Böylece bağlama yalnızca geleneksel bir çalgı olarak kalmadı, rock müziğinin elektrikli dünyasına da girdi.
Bu noktada Erkin Koray ile Orhan Gencebay, yürüttükleri çalışmalarla biri rock ve psychedelic müzik üzerinden, diğeri arabesk ve Türk müziği üzerinden farklı gelenekleri elektrikli ses dünyasıyla buluşturdu. Böylelikle birbirlerinin tarzlarını etkilediler ve birlikte ürettiler.
“Erkin Baba”: Halkın verdiği ünvan
Erkin Koray’ın “Baba” olarak anılması yalnızca yaşı ya da sanatçı kimliğinden kaynaklanmıyordu. Mesele sadece çok sevilmesi de değildi; o, bir öncü ve ekol olarak kabul edildi. Zaman içinde dinleyicilerin ona yakıştırdığı bu sıfat, özellikle 1990’lardan itibaren konserlerde “Erkin Baba” seslenişinin yaygınlaşmasıyla görünür hâle geldi.
Orhan Gencebay’ın da Erkin Koray’a duyduğu saygı bu açıdan önemlidir. İki sanatçı farklı müzikal alanlarda ilerleseler de birbirlerinin çalışmalarından etkilendiler. Orhan Gencebay nasıl arabesk müzik dünyasının “Baba”sı olarak anılıyorsa Erkin Koray da Anadolu rock’ın en büyük iz bırakan öncülerinden biridir. Bu nedenle “Baba” kavramı burada biyolojik bir anlam taşımaz; saygı, öncülük, ustalık ve bir müzik ekolünün kuruculuğu anlamında kullanılır.
Bu yüzden Erkin Koray için “Babaların Babası” denmesi, onu diğer “Baba”lardan üstün görmekten çok, müzikal ve toplumsal yapıdaki “ilkler”ine vurgu olarak okunmalıdır.
O, Türkiye’de rock’n’roll’u sahneye taşıyan ilk kuşaktandı; elektro gitarı yaygınlaştırdı, Türk müziğinin koma ve çeyrek seslerini elektrikli gitarın dünyasıyla buluşturdu, elektro bağlamanın gelişiminde öncü rol üstlendi, Anadolu ezgilerini psychedelic rock, hard rock ve arabeskle buluşturdu. Uzun saçın, yüksek topuğun, özgür düşüncenin ve alışılmışın dışına çıkmanın bedelini ödedi. Müzik piyasasına boyun eğmedi; TRT ile çatıştı. Telif sorunları yaşadı; ekonomik olarak hak ettiği karşılığı çoğu zaman alamadı. Ama kendi müziğinden vazgeçmedi.
Ondan sonra gelenler
Barış Manço ve Cem Karaca gibi Türk rock ve Anadolu rock tarihinin iki büyük ismi üzerinde Erkin Koray’ın önemli etkileri oldu. Barış Manço, 1957’de Galatasaray Lisesindeki konserde Erkin Koray’ı İngilizce rock’n’roll parçaları söylerken dinleyip etkilendi. İki yıl sonra müzik yaşamına ağırlık verdi. Barış Manço’nun uzun saçla ilgili sözü — “Uzun saçın cefasını Erkin, sefasını ben sürdüm” — Koray’ın yalnızca müzikal değil, aynı zamanda kültürel öncülüğünü de gösterir.
Cem Karaca da Koray’ın İngilizce rock parçalarını seslendirdiği dönemde ondan etkilenmişti. Karaca’nın anlatımlarında bu karşılaşmanın bıraktığı hayranlık açıkça görülür. Bu nedenle Erkin Koray, çağının ötesinde bir müzik yaparak kendisinden sonra gelen kuşağın müzikal yönünü değiştiren bir öncü hâline geldi.
Kendi yolundan gitmenin bedeli
1967’de devrim niteliğindeki “Kızları da Alın Askere” Erkin Koray’ın ilk hit parçasıydı. Beste, askerlik döneminde bir askerden duyduğu bir melodiden hareketle sahnede yorumlandı, daha sonra stüdyo kaydı yapılarak plak hâline geldi ve büyük bir ticari başarı kazandı.
1968’de Hürriyet gazetesinin düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasına “Meçhul” ve “Çiçek Dağı” ile katıldı. Yarışmada dördüncü olmasına rağmen parçaları sonrasında büyük bir ticari başarı elde etti.
1969’da Yeraltı Dörtlüsü’nü kurmasıyla, Türkiye’deki underground müzik hareketinin önemli öncülerinden biri oldu. Bu dönemde psychedelic rock ve hard rock gibi türleri Türkiye’de yorumladı.
Sahnede aynı parçayı her akşam aynı biçimde çalmak yerine doğaçlamaya ve anlık müzikal etkileşime önem veriyordu. Müzisyen arkadaşlarının anlatımlarında, grubun sahnede zaman zaman adeta aynı “frekansı” yakaladığı ve müziğin o anda farklı bir boyuta ulaştığı aktarılır.
Erkin Koray’ın özgürlük anlayışı müzikle sınırlı değildi. 1970’lerin Türkiye’sinde sağ-sol çatışmaları, cinayetler, terör ve siyasi kutuplaşma yaşanırken tarafsız kalmak giderek zorlaşıyordu. Koray ise bağımsızlığını korumayı tercih etti.
1974’ten itibaren yaklaşık on yıl boyunca Almanya, Hollanda ve Kanada gibi ülkelerde yaşadı. 1984’te Türkiye’ye döndü. TRT ile yaşadığı sorunlar nedeniyle eserlerinin yayımlanması konusunda sıkıntılar yaşadı. Müziğinden taviz vermek yerine kendi yolunda yürümeyi tercih etti. Geçimini sağlamak için gitar ve klavye çaldı; barlarda, restoranlarda ve kulüplerde sahne aldı.
Anadolu rock’ta 66 yıl
Türk halk müziği repertuvarından “Cemalim” ve “Köprüden Geçti Gelin”, Türk sanat müziği repertuvarından ise “Nihansın Dideden” ve “Kıskanırım” gibi eserleri Anadolu rock tarzında yorumladı.
1974 yılı, Koray’ın en başarılı dönemlerinden biri oldu. Bu yıllarda “Şaşkın/Eyvah”, “Krallar/Dost Acı Söyler” ve “Fesuphanallah/Komşu Kızı” 45’liklerini yayımladı. 1975–1984 arasında yurt dışında yaşadığı süreçte “Estarabim” (1975) ve “Arap Saçı” (1976) gibi çok bilinen eserlerini yayımladı.
Türkiye’ye döndükten sonra “Çöpçüler” (1985), “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” (1990), “Muallim” (1993), “Tek Başına” ve “Akrebin Gözleri” (1996) gibi eserleri, onun tek bir dönemin sanatçısı olmadığını gösterir.
Erkin Koray’ın eserlerinde ve açıklamalarında yalnızca isyan değil, inanç ve memleket duygusu da yer alır. “İlahi morluk, nedir bu zorluk?” gibi ifadelerde Allah’a yönelen bir dil görülür. “Fesuphanallah” gibi eserlerinde kültürel yozlaşma, çaresizlik ve insanın yaşadığı sıkıntılar üzerine bir dertleşme vardır. “Estarabim” gibi eserlerinde Türkiye’ye ve memlekete yönelik göndermeler dikkat çeker. “Böyle gelmiş, böyle gidecek.” anlayışına karşı duran bir sanatçı olarak, aslında bütün kariyeri boyunca tam tersini söyledi:
Böyle gelmiş olabilir ama böyle gitmek zorunda değildir. Onun müziği, bu itirazın sesiydi.
Kanada: Son yıllar ve son kayıtlar
Türkiye’nin sosyal ve ekonomik durumunu, müzik piyasasını ve gazinocuların sanatçılar üzerindeki etkisini sert biçimde eleştirdi. Bir süre Türkiye’ye sırtını döndü. Yaşamının son dönemini Kanada’da geçirdi. 7 Ağustos 2023’te Toronto’da hayatını kaybetti ve vasiyeti üzerine orada defnedildi.
Ölümünden kısa süre önce dinleyicilerine gönderdiği bir mesajda, Kanada’da bulunduğu süre içinde yeni eserler yaptığını, bu kayıtları kızı Damla Koray’a emanet ettiğini belirtti. Eserlerin isimlerini özellikle açıklamadı. Kaç adet kayıt bulunduğu da net olarak bilinmiyor.
Bu nedenle, Erkin Koray’ın ölümünden sonra yayımlanabilecek eserleri, onun müzikal mirasının hâlâ tamamlanmamış olduğunu gösteriyordu. 24 Haziran 2025’te yayımlanan “Ankara Metalhan” adlı posthum single, bu mirasın ölümden sonra da sürdüğünü ortaya koydu. Eserin söz, müzik, aranje, enstrüman kayıtları, kayıt, mix ve mastering çalışmalarının Erkin Koray’a ait olduğu bildirildi. Kanada’daki müzik lisansıyla yayımlanan bu çalışma, sanatçının ölümünden sonra dinleyiciyle buluşan eserlerinden biri oldu.
Ölümünden sonra bile sesi kesilmedi. Daha Erkin Koray’dan duyacağımız var.
