Ah leyla ah!

Ahmet Zeki Yeşil

Kalbimde kan lekesi, genzimde gül kokusu. Dert yandı, su tutuştu. Uzun lafın kısası durumum çok hassas Leyla. İnan bana, gülüşünün lokasyonu hep aklımda. Ne zaman uykum bölünse senden biliyorum. Seni yazarsam iyi, yazmazsam kötüyüm. Adını cümle içinde kullanıyorum şiir oluyor. Koca bir gökyüzü sığmış gözlerine, yedi renkli uçurtma uçuruyorum. İyi bir insandan kötüye bir adımda geçilirmiş. Ben iki adımda geçtim. Elimden her iş geliyordu seni sevdim. Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, neylesin taze soğanı. Beni kendine bağlayacağına maaşa bağlasaydın ya… Olmaz böyle Leyla, adaletin yerini bulması lazım! Ortalık küfür küfür esiyor, artık hiçbir şey daha önce bildiklerimizden değil. Hayat şort gibi kısa, yasalar çok açık. Ayıp oluyor ama yapacak bir şey yok. Olmasaydı donumuz böyle, ne güzel sevişirdik.

Leyla, seni buldum dertlerimden kurtuldum. Sen benim en güzel kombinimsin. Lütfen her şeyi bir kenara bırak, kırılıp dökülmeyelim. Dünya çok güzel, ortam çok kötü. Tam keşküllü pastaneden raporum var. Deli garantili tımarhaneler yapılsın, tatlı yiyip tatlı konuşalım. Bazen içimden delirmek geliyor. Bir günlüğüne izin ver, serseri mayın gibi dolanayım etrafında. Sözüm söz, şiir mayasında sözler söylerim. Odunun biriyim ama Mecnun gibi sadece sana yanarım. Küresel ısınma, ozon tabakasında yırtılma, falan filan… Söylemesi ayıptır leş gibi sen kokuyorum. İlginçtir, senden sonraki hayatımı boş baklavaya benzetiyorum. Bir dudak payı hatıra bıraktım bardağımda, her yudumda beni hatırla. Hayallerimiz öksüz… Bir kez olsun gönüllülük esasına dayalı olarak, demokratik bir ortamda öpüşemedik seninle. Bir nevi, sevişmeye eksik teşebbüstü bizimki. Oysa termos gibi kalbim vardı, seni gördüğümden beri sıcak. Evimiz dar ama içimiz ferahtı, mecburen kıt kanaat sevdik. İkimiz bir şiir etmediğimiz için, aşklık sınırının altında yaşayıp gittik.

Bugün hikâyeme ekleme yaptım roman oldu. Romanda bir adam, Beyoğlu’nda kuzu kestane satıyordu. Hava kasvetliydi, adam kasketliydi, yağmur çiseliyordu. Kürk Mantolu Madonna, “Bunun kuzusu nerede?”diye sordu. Adam, “Ben bilmem Sebahattin bilir” dedi. Sebahattin, Sırça Köşk Pastanesine gitmişti, askıya umut bırakıp gelecekti. Bekle, bekle gelmedi. Kürk Mantolu Madonna, son bir soru yöneltti: “İstediğiniz bir şarkı var mı?” Adam, “Bestelenmemiş şarkılar söylenmez ki…” deyip teşekkür etti. Kürk Mantolu Madonna gitti, roman bitti. “Üzülme”dedin diye, üzülmeyecek değilim. Gayri safi millî gelirimizin düşmesine gayriihtiyari üzülüyorum. Yiğidi gam, yiğidin dişini şeker çürütür. Tespihte hata olmaz, püskülde hata olur. Ben “garibim” dedim, sen “gribim”anladın. İnan bana seni fena halde özlüyorum. Kürk Mantolu Madonna’yı hatırlatıyorsun bana. Oysa o, bizi tanımıyor. Olsun, yine de insanlara karşı iyi niyetliyim. Ancak iyi niyetimden iyi niyetimi kullanamıyorum.

Ah Leyla ah… Geri ödemesi yüksek aşklara girdim. Kafam karışık ama özgürlüğüme düşkün biriyim. Senin yüzünden alın yazıma intibak edemedim. Gidiyorum buralardan, bensiz kalsın bu şehir. Herkes anlasın Hanya’yı Konya’yı! Ağlama, sen ağlarsın ben gözyaşlarından öperim. Şarkılara güvenip, “Bu şarkı sana gelsin, bu şarkı bana gelsin.” deme. Yoldan dönen şarkılar var. Anladım, çok sevmek iyi değilmiş. Çok seversin üzerine titrersin, o seni tahrik oldu zanneder. Gerçeği söyleyeyim mi, yaş haddinden yeterince sevemedim ben. Dünya, içinde çürüdüğümüz bir yuvarlak. Fanları olan insanlar fani değildir, boş mide sahibine durum bildirir. Ne zaman karnım guruldasa, kulağıma senfonik nağmeler gelir. Anla artık, bizimkisi bir aşk şikâyeti. Seni değil, halet-i ruhiyeni affediyorum.

Fotoğraf: Resim: Jale Aysen

Add a comment

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.