Biz bir hikâye yazdık

Her dergi bir iddiayla başlar; bizimki bir hikâyeyle başladı.

Okuma süresi 2 dk7 okunma
Biz bir hikâye yazdık

Her dergi bir iddiayla başlar; bizimki bir hikâyeyle başladı. Tahta bir gemi hayal etmiştik: ne çelikten ne de başka bir şeyden; yalnızca kelimelerden çatılmış, bir nevi kağıttan bir gemi. Onu kızağa koyduğumuz gün elimizde ne büyük bir sermaye ne de görkemli bir plan vardı; yalnızca inanç vardı. Edebiyatın hâlâ insanları aynı güvertede buluşturabileceğine, bir derginin hâlâ bir liman, bir sığınak, bir yol arkadaşı olabileceğine inanıyorduk. Bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki o gün kâğıda çizdiğimiz şey bir dergi taslağı değil, bir hikâyenin ilk cümlesiymiş. Ve biz, hep birlikte, o hikâyeyi yazdık.

Her sayı, bizim için yeniden yaşanan aynı mucize oldu. Önce bir fikir düşerdi, bir kıvılcım gibi; sonra geceler kısalır, masalar dosyalarla dolar, telefonların öbür ucundan dünyanın dört bir yanındaki saat dilimlerinden sesler gelirdi. Bir metin son hâlini aldığında duyduğumuz sevinci, sayfaların yerli yerine oturduğu o geceyi, yeni sayının elimize ilk değdiği anı anlatmaya kelimeler yetmiyor. Her seferinde aynı çocuksu heyecan: acaba okur ne diyecek, hangi yazı kimin kalbine dokunacak, hangi cümle kimin gecesine ışık tutacak? Bu coşku hiç eskimedi. Yedinci sayının heyecanı, ilk sayının heyecanından bir gram eksik olmadı; tersine, her sayı bir öncekinin omuzuna basarak biraz daha yükseğe baktı.

Bu güvertede neler taşımadık ki. Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupların hüznünü taşıdık; bir imparatorluğun cephelerinde koşan atların nal seslerini, dünyanın dört bucağında yakılan annelerin ağıtlarını, sürgünün kürsüsünden konuşan düşünürleri taşıdık. Bir sayfamızda bağlamanın teli titredi, ötekinde bir Mısır şarkısının yankısı duyuldu; bir yazıda yüzyıl öncesinin unutulmuş bir fotoğrafı dile geldi, bir başkasında bugünün sancıları konuştu. Tarihten müziğe, felsefeden şiire, bir kıyıdan ötekine mekik dokuduk. Çünkü en başından beri şuna inanmıştık: bir dergi tek bir sesin değil, bir koronun yeriydi. Tahta Gemi, adını boşuna almamıştı; bu gemide her renkten, her dilden, her inançtan yolcuya yer vardı ve hep olacaktı.

Bu hikâyenin asıl kahramanları ise yazarlarımız oldu. Bugün künyemize baktığımızda gözlerimiz doluyor: dünyanın dört bir yanından, farklı dillerden, farklı geleneklerden elliye yakın yazar bu gemiye kalemini, emeğini, yüreğini taşıdı. Kimi okyanusun öbür yakasından bir gece yarısı metnini gönderdi, kimi kendi anadilinden bizim sayfalarımıza köprü kurdu; kimi ilk yazısını bizde yayımladı, kimi onlarca yıllık birikimini bu güverteye armağan etti. 

Şimdi yeni bir sayıyla yine kapınızı çalıyoruz. Elinizdeki sayfalarda yine geceler, yine emekler, yine dünyanın dört bir yanından gelen sesler var. 

Biz bir hikâye yazdık; ama bu hikâyenin en güzel yanı sürüyor olması. 

Çünkü her yeni okur, bu gemiye binen yeni bir yolcu; her yeni sayı, ufukta beliren yeni bir kıyı. 

Sebahattin ÇelebiUzun yıllar ulusal medyada gazetecilik ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Dinler tarihi ve araştırmacı gazetecilik eksenli araştırma dosyaları hazırlıyor.Yazarın sayfası

YORUMLAR

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar editörlerimiz onayladıktan sonra yayımlanır. Adınız ve yorumunuz yayımlanır; e-posta ya da IP adresi istenmez, saklanmaz.

OKUMAYA DEVAM
SEYİR DEFTERİ

Gidenler ve gelenler…

Bu sayıyı hazırlarken, o vedaları düşündüm durdum: Hayatımızdan silinen insanları… Bazen kısa bir öykünün içinde, bazen duygulu bir şiirin mısraları arasında belki de bir ömre sığdıramadığımız, kaybettiğimiz sesleri…

Sebahattin Çelebi1 dk okuma
SEYİR DEFTERİ

4’ncü sayı, birinci yıl…

Schriftart’ın hayat bulmasında editörlük çalışmalarında büyük emekleri olan Juliane Thiere ve Talih Seval Tuncer’e özellikle teşekkür etmek istiyorum. Fedakar çalışmaları sayesinde Schriftart mümkün olan en az hata ile karşınıza çıktı.

Sebahattin Çelebi1 dk okuma