Hülya Lasch
Kocaman bir egom var. Birçok kez kendi yüzüme karşı bunu itiraf edebilmem çok zordu. Ne de olsa dîvlerin en beyazıyım ben. “Dîv-i Sefid” yani “Ak Dev” derler adıma, beyaz saçlarımdan ötürü. Taşıdığım bu üstünlüğü, cüssemin kocaman oluşunu lanet gibi gördüğüm zamanlar olduğu gibi, bunun hiç farkına varmadığım zamanlar da yok değil. Bir gün geliyor ve ben o küçük dünyamdan kafamı kaldırıp bakabildiğimde, o kapana sıkışmış çerçevemin dışına çıkabildiğimde, o dev büyüklüğündeki kibrimi yenebildiğimde… İşte o zaman şekil değiştiriyorum. Üstünlük tasladığım her kimse biraz onlar gibi olduğumun ayırdına varabiliyorum. Küçülüyorum, küçülüyorum ve sanki yerin dibine giriyorum. Çoğu zaman itiraf edemiyorum bile bunu kendime. Hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum. Ve bir dîv oluşum kendimi küçülmüş hissetmeme engel değil. Firdevsî boyum için bir dağ büyüklüğünde, omzum ve gövdem için de on boyunduruk genişliğinde diye yazmış. Artık siz düşünün gerisini.
Üstün olmak istiyorum, ben de birilerinden üstün olmak istiyorum ki böylece kendi devasa eksikliklerimi bir torbaya doldurup en ücra köşelerde saklayabileyim. Ahlak bekçiliği yapıyorum, ahlakın koruyucusu benim diye ortalıkta çığırtkan gibi bağırıyorum, bağırıyorum ki “görün aslında en ahlaklınız benim” demek için. Ahlaklı olduğumu da nereden çıkardınız? Belki de en ahlaksızsınız benim. Çaresiz benliğim ve ben, her daim en iyi insanın ben olduğuma herkesi inandırmaya çalışıyoruz. Oysa insan en temelde iyi midir yoksa hepten kötü mü? Bu sorunun cevabı bende “Hayır”, çünkü ben özünde kötü olduğumu kabul etmiyorum. Benden çok daha kötüleri var. Ben tüm o kötü insanlardan daha kötü olamam, mümkün değil. Yaptıklarım, o hiçbir yere sığmayan bahanelerimden ötürü beni kötü yapmıyor, aksine ebediyen iyi kalıyorum. Doğası gereği insanlar, ne yaparlarsa yapsınlar daha kötüdürler. Oysa ben bir dîvim. Cehennemdeki tüm o eski dîvânlar benden sorulur. Yine de kötülükte onları geçemem.
Hissizim. Hissiz olduğum için de insanlardan üstünüm. Bir ben var, bir de benim dışındakiler. Benim dışımdaki herkes kötü, herkes zavallı, ezik. Ezik hislerimde boğulmuyorum. Kendi eksikliklerimin altında ezilmemek için başkalarının doğrularına da yanlışlarına da bir kulp takıyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar yaranamayacaklar bana. Gözümde hep birer sinek büyüklüğünde kalacaklar. Çünkü ben hepinizden üstünüm.
Ahkam kesenler
Benim kendime özgü bir auram var. Çevreme yaydığım tüm enerjinin, yaşattığım duyguların tek bir amacı var: iyi de olsalar kötü de olsa bu duygular, benim kibirden ve hırstan kaybolmuş dîv ruhuma hitab ediyorlar. Bana bu duyguları yaşatan herkes benim kulum gibi, bana hizmet ediyor. Ruhumu okşayan ruhlardan, sonsuz onay aldığım ama onay vermek zorunda olmadığım hayatlardan besleniyorum. Bir başkasını zerre kadar düşünmeyip gözümden kaçırabildiğim her an bir kazanım benim için, çünkü yaşayan her insanı umursasaydım bütün o acılara asla tahammül edemezdim. Görmezden geldiğim her şey bir kenara, onlar bunu görmezden geldiğinde asla tahammül edemem. Bir anda benim için en önemli konu bu kesilir. Sanki dünyadaki en önemli kişilik benmişim gibi, durmadan başkalarının bana yaptıklarına, başkalarının başkalarına yaptıklarına dikkat kesilirim. Bu hayattaki tek işim oturup insanları bir sınıfa yerleştirip ahkam kesmek. Onların doğru yapmadıklarını hatta yanlış yaptıklarını; benimse her şeyi herkesten daha iyi yaptığımı iddia etme yanılgısına düşüyorum zaman zaman. Ben bir dîvim nasıl olsa bunu hafife almamak gerek. Kendime engel olamıyorum. Kendimi herkesin gözünde önemliymişim gibi görüyorum. Oysa onların tek gördükleri, dev bir beden, fil kadar kafam değil, yalnız ve yalnızca kendileri! Benim büyük bacaklarım onların yarasına dokunuyor. Yeterince yürüyemedikleri, acıdan geçemedikleri için beni gözlerinde öyle canlandırıyorlar. Sanıldığı kadar büyük müyüm gerçekten? Sanıldığı kadar kötü müyüm? Benim de onlar gibi eksikliklerim var! Ama ben en azından farkındayım bu bana yük olmuş büyük cüssemin kapladığı yerin, getirdiği sorumlulukların. Hem beyaz devler biraz saf olurmuş, umarım saflığım sonum olmaz.
Herkes ve her şey hakkında bir fikrim vardır. Uzun mesafeleri kısa sürede katederim. Genellemeyi çok severim, önyargılardan çorba yapıp pişirip afiyetle yerim. İnsan denen o varlıkların tüm o önyargılarından büyüttüğüm bir armut ağacım var. Armut piş ağzıma düş derler. Öyle kolaydır ki genelleme yapmak. Hiç düşünmeden sakınmadan söyler insanlar sözlerini. Ağzından çıkanın farkına ise çok azı varır, varır varmasına da bu onların bile önyargılı olmasını engellemez. Aranızda en saf, en samimi ve en önyargısız olanınız varsa o da benimdir. Kimseyi olduğundan başka görmem ama şekil değiştirmeyi çok iyi bilirim. Adamına göre şerbet veririm. Kime nasılsa öyle davranır, hesap kitap yaparım. Yaparım ki hepinizden üstün olayım, tepeden bakayım, bakayım ki tüm kontrol bende olsun. Siz mi? Sizse bildiklerimi asla bilemeyecek, yazdıklarımı asla okuyamayacak kadar küçüksünüz. Onlar size yüz boy büyük gelir. Ben bir dîvim unuttunuz mu? Hem de adım beyaz, rengim beyaz, sütten çıkmış ak kaşığım sanki.
Kimseye bir kötülüğüm olmamıştır. Hep insanların iyiliğini düşünürüm. Onlara yardım etmek elimden gelmez. Fazlasıyla kendi dünyalarına gömülmüşlerdir zaten. Bense ilgi çekmeye çalışan koca dev. Beni görmezler asla, ne kadar büyük olursam olayım. Kimsenin umrunda değilimdir en nihayetinde. Kendimi bu kadar önemli saymamalıyım. İnsanların dikkat ettiği tek gerçek kendi dünyaları. Kendi sofralarıyla öyle meşguller ki benim o dev sofram onlara görünmez. Oysa aç kalsalar dahi görmeyeceklerdir.
Ahlak Bekçileri: En Ahlaklınız Benim!
Bilgiye açım. Doymaz gibi okuyorum, gözlüyorum ve dünyanın kadim bilgilerinden topluyorum. Dîv olarak bazı üstünlüklerim yok değil. Şekilden şekile girip her kütüphaneye, her odaya, her sığınağa, her tapınağa adımımı atabiliyorum, istediğim her an içeri girebiliyorum. Bildiklerimi çoğunlukla kendime saklıyorum. Bildiklerimi anlatıyorsam eğer siz zavallı insanlar bundan yararlansın diye çünkü her şeyi sizden çok daha iyi biliyorum. Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz. Dini de ahlakı da sevgiyi, samimiyeti de sanki ben yarattım. Sanki samimiyet bir tek ben samimi olunca samimiyet, sanki riyakat bir tek ben riyakar olunca riyakat, sanki ahlak bir tek ben bekçiliğini yapınca ahlak. Samimiyetin de ahlakın da ölçüsü bizatihi benim.
Kendime engel olamıyorum. Habire ahkam kesiyorum, haddim olmayan konularda bile. Fikrim olmayan hayatlar hakkında, mesela kadınlar, mesela krallar, mesela katiller hakkında ahkam kesiyorum. Onların ne kadar kötü olduğundan bahsediyorum. Sanki dünyadaki en iyi insan benmişim gibi, kendimi koca bir tahta oturtuyorum. Halbuki ben bir devim. Ne tahtımı görebilirsiniz ne de tacımı. Çok büyüktür, kafanızı kaldırsanız dahi göremezsiniz. Size göstermem asla. Göstermem ki kibrim ve hırsım size tanıdık gelmesin. Eksiklerim unutulsun, görünmesin. Ruhunuz bile duymasın, sizin bana ihtiyaç duyan tavrınızla büyüyen o ego kazanımı. Evet egom bana ihtiyaç duyulduğu müddetçe doluyor. Ruhum okşanıyor elbette, etrafıma onay görmeye muhtaç ruhlar toplandıkça. Oysa ben bir başıma onay görmeye muhtacım. Kıskanıyorum doğuştan iyi olan tarafınızı. Ben sizin gibi değilim . Ben sizin gibi kötü değilim. Ben sizden çok başkayım. Nevi şahsına münhasır derler ya işte öyle.
Halbuki tam da insan gibi göründüğümü söylüyorlar ama ben doğuştan kötüyüm.
“Gördü bir dîv yatar benzer minareye
Künbete benzer idi ânın başı
Hiç bulunmaz dünyada ânın eşi
Bin yaşını geçmişidi ol âsî
Barmakları hem bir âdem gövdesi.”
(Ocak, 1989: 89; Türk Halk Anlatılarında Devler, Dr. Öğr. Üyesi Serdar Deniz ÖZDEMİR, 2022)
Doğuştan Kötüler
Belki de böyle olmayı ben seçmedim. Yaşadıklarımın hepsi bugünkü kötülüklerimin bahanesi. Kötü olmayı asla ben seçmedim. Olsa olsa yavaş yavaş kötü olmuşumdur. Aslen bilmiyorum ilk önce ne zaman başladı. Şunu yaptım da kötü oldum ben dediğim bir an çizemem size. Bir bakmıştım bir dev kadar büyümüştü kötülüklerim, bense içimde yalnızca kibri ve üstünlük hissini beslemiştim. Ne vardı sanki size biraz tepeden baksam, ne vardı sanki biraz o çözülmez dertlerinize bakıp içimin yağlarını eritsem. Biraz rahatlasam, biraz ferahlasam, biraz otursam köşemde, biraz umursamasam. Birazcık ya birazcık. Umursamazlığa ama asla katlanamam. Siz beni tüm o dertlerinizi unutacak kadar umursayın yeter ki. Umursamalısınız yani. Beni umursamazsanız cezası büyük olabilir. Ben bir dîvim nihayetinde. Sizi ezer geçerim yoksa.
Kasıt aramıyorum yapılan kötülüklerde, ben daha çok yaptığınız iyiliklerde kasıt arıyorum. Nasıl bu kadar iyiymiş gibi yapabilirsiniz. Siz insanlar her şeyin en iyisini bilirsiniz, dünyanın en saf, en iyi, en mükemmel, en kalbi temiz insanı sizmişcesine başka insanlara kötülük etmeyi bilirsiniz. Dîvler yeryüzünde haksız yere kan döküp diğer canlılara zarar veren tek varlıklar değiller neyse ki. Biz dîvler o konuda elinize su dökemeyiz.
En güçlü benim bu arada. Tüm devler arasında. Rüstem’in bile yenip bağışladığı ak devim. Bilgim her birinizin ömür saatlerinin toplamından daha geniş. Bu bilgim hepinize çok üstten bir yerden bakmamı sağlıyor. Her şeyi biliyorum ve her şeyi anında görebiliyorum. Sizse bir karıncadan farksızsınız. Bir tek kendi hayatlarınıza gömülmüşsünüz. Bir tek iyinin siz olduğunu düşünüyorsunuz, elinizden gelen her şeyi yaptığınızı sanıyor, bir tek başkalarının hatalarını görüyorsunuz.
Oysa her insan kötüdür esasında, içindeki kötülüğe “Dur sen de kim oluyorsun?” diyebilen bir ruh kaçış yolunu bulabilecektir. “Sen de büyük müsün, kendini bu kadar önemli görme!” diyebilen bir ruh… Ama burası dîvlerin dünyası, insanlar giremez. Dîv olmanız lazım, bir insandan bir dîve dönüşmeniz lazım. Kim bilir kaç kesik başı gövdesiz bırakmanız lazım ki bu diyarın yaratığı olasınız. Burda egolar uçan hava balonlarından bile şişiktir. Rüzgar ne yöne eserse o yöne yükselir ego. Ama bilmez ki tek ihtiyacı olan şey biraz ilginin ateşini körüklemesidir. O kadar ilgisiz kalmıştır ki ruhun, o kadar anlaşılmamış, o kadar dinlememiştir ki seni en yakınındakiler, böylelikle kendine bile uzaklaşmışsındır. Sonra bu devler ülkesine gelir bir soluk alırsın. Her şey kontrolün altındadır. En azından öyle olduğunu sanırsın. Kendini kandırırsın. Ne de olsa şekil değiştirmek senin göbek adındır. Adamına göre davranır ilgiyi alakayı kendine çekmeyi başarırsın. İşte böyle dev olunur. İşte böyle çektim ben insanların, perilerin, Rüstemin ve tüm dîvlerin ilgisini. Hiçbir zaman güçsüz olduğumu göstermedim. Kimse bilmesin istedim. Ama anlayanlar olacaktı, onları da hemen oracıkta yutup yedim. Yanlarına bırakmadım bana olan sadakatsizliklerini. Bana kim sadık değil ise onu dünyanın en kötüsü ilan ettim. İşin kötüsü de herkes buna inandı. Birçokları da peşimden geldi. Çünkü onlar da benim gibi biraz eksikti. Heybeleri dolu, cüsseleri büyük, saçları uzun ama akılları kısaydı. Üstelik kadın dîv yoktur. Nasıl çoğaldığımızı sormayın, cevabı içinizdedir. Kibir ve hırs çoğalmak için sadece çaresizliğe ve dipsiz bir kuyuya, yani yalnızlığa muhtaçtır. Yalnızlık kuyusu öyle derindir ki yedi gün yedi gece kuyudan aşağıya doğru düşseniz de kuyunun sonu bir türlü gelmez. Öyle yalnız kalmıştım ki ne zaman biri elimden tuttu, inanın hatırlamıyorum. Bu devler diyarına yerleştiğimden beri günleri bile saymaz oldum. Sanki tüm günlerin sahibi benim, sizse o değerli vaktinizi boşa harcıyorsunuz. Bense yararlı işler yapıyorum. Bilgi edinip bilgi dağıtıyorum. Benden çok şey öğrenebilirsiniz eğer dinlemeyi bilirseniz! Açık açık anlatmam o büyük dersleri, siz alnınızın teriyle çalışıp hakedip kazanacaksınız ilmi. Yoksa size yok devin armut çorbasından bedavaya. Armut piş ağzıma düş olmaz. Ben çektim siz de çekmelisiniz. Bu yolun gidişatı bu. Bu benim yolum. Bir tek yol var, o da benim yolum. Başka yolları kabul etmekten acizim. Siz de o kadar acizsiniz ki kendi yolunuz acılarla dolu olmasına rağmen gelip benim yolumdan beni takip etmek varken, kendi yolunuzu seçmek de neymiş? Bir tek benim yolum doğru, anlatamadım mı size? Dîvlerin açtığı yol karanlıktır sizi yutar ama demiş olayım. Dünyadaki en güçlü varlık olduğunuz inancına körü körüne tutunursunuz. Tüm insanlığın kapıldığı gibi tüm canlılardan üstün olduğunuz yanılgısına kapılırsınız. Sonra da o canlıları aç gözlülüğünüz, doymak bilmezliğiniz ile yok edersiniz.
Hayal Hırsızlarının Sihirli Güçleri
Sihirli güçlere sahip olduğumu sanan insanlar vardır. “Ne kadar da güçlüsün!” derler. “Kaya gibisin. Yıkılmaz mısın?” Oysa güçlü olmanın da daha büyük bir bedeli vardır bilmezler: şeytan olmak. Bilmezler. Ben kötü değilim ki şeytanı içimde taşıyayım. Hislerim, düşüncelerim önceden beri içimde biriktirdiklerim şeytanidir aslen. Bir anda kötü olmadım ben. Damlaya damlaya göl, yürüye yürüye riyadan çöl, böbürlene böbürlene de dünyanın en kötüsü oldum. Hem de ne uğruna? En güçlü olmak pahasına ruhumu sattım. Neden sonra dîv pazarlarında kesik başını satanlara rastladım. Gövdesini aramak yerine kolaya kaçanlar bağırarak bana seslenirler, “Gelip kurtar bizi, senin sihirli güçlerin var.” ya da “Nasıl yapıyorsun bunu, bize de öğretsene.” diyene cevabım hazırdır ama duymazlar. Onlara söylemem asla. Sihirli güçlerim yok. Hiç olmadı. Sadece sihirli güçlerim varmış gibi yapıyorum. Siz benim sihirli güçlerim olduğunu sanırsınız oysa ben şeytanı içimde barındırırım. Ona yatak yaparım, yumuşak yastıklar veririm ki rahat uyusun. Rumi dîvlerin varlığı, Allah’ın iyiliği olduğu kadar kötülüğü de yaratmaya kadir olduğunu kanıtlama biçimidir demiş.
Korurum onu, içimdeki şeytanı, korurum kendimi. Tüm kötülükleri kendimi korumak için yaparım. Kendimi ve sevdiklerimi korumak için her şeyi ama her şeyi yaparım. Uyanmasın uykusundan o şeytan isterim. Siz de bana inanırsınız, sihirli güçlerim var sanırsınız. Güçlüyüm zanneder, bana kanarsınız. Oysa kıskancımdır, açgözlüyümdür, kötüyümdür; İbn-i Sina’nın tarif ettiği o vadidir burası, dîvler yaşar burada. Siz o uyuyan şeytana aldanırsınız. Sizi kandırırım. Hayallerinizi çalarım. Hem de siz uyanıkken. Hayal hırsızıyım ben. Bana inanmaktan başka çareniz yoktur, çaresizce yazarsınız, çaresizce konuşursunuz ve durmadan birşeyler anlatırsınız. Ve tüm bunlardan bir medet umarsınız. Ama asıl şeytan içinizdedir, çıkmaz!
Akla Karayı Ayırt Edemeyenler
Her dilde konuşabilirdim. Yine de kimse duymadı sesimi. Korkmuştum. Kızgındım. Kimsesizdim. Yalnızdım. Büyük acılar çekmiştim ne de olsa. Ne zaman böyle kötü olduğumu hatırlamıyorum, bununla beraber ben her daim böyle kötü değilim. Elimden gelse herkese yardım etmeyi ben de isterim. Akla karayı birbirinden ayırmak o kadar kolay mı? İçime işlemiş olan şeytanı öldürmek kolay mı? Hem de iyiyle kötü iç içe geçmiş, ayrılmaz birer parçam olmuşken bir ruhu kötülüklerden arındırmak kolay mı? Aynı ruh kendini ne pahasına olursa olsun korumak için her kötülüğü yapıp dîve dönüşmüşken içimdeki Dîv’i ortadan kaldırmak, içimdeki iyiliğe dair bir kırıntı görebilmek ve her şeyden öte tüm varlıklar tarafından kabul görebilmek için, bu diyardaki yerimi koruyabilmek için, en nihayetinde yine bir kendimi koruma eylemidir.
“Dîvler yüreğinde korku yaratır, ama bil ki, kahramanlık korkunun olmadığı yerde değil, korkuya rağmen ileri atıldığın yerdedir.”
(Şehname’den esinlenilmiş, mitoloji.org.tr)
Şeytanları Bağlayanlar: Rüstem’in Yolculuğu
Tahmuras, dîvlere hükmeden bir hükümdar yani lakabı “dîvband” şeytanları bağlayandı. Birçok dîvi öldürürken, bazılarını ve beni, kendisine yazı yazma sanatını ve otuza yakın dili konuşup yazmayı öğretmemiz şartıyla bağışladı. Ancak yüzlerce yıl süren adil hükümdarlığın ardından gelen Jamshid kibirlendi, servetini ve gücünü her şeyden üstün sandı. Oysa sandığı gibi bir ilah değildi. Böylece ben yeniden güç kazandım. Jamshid, onu başka bir dîvle birlikte ikiye keserek öldürdük ve iki yılan büyüdü omuzlarımda. Biri kibir, bir diğeri hırstı.
Dîvlerin ülkesi olan bu efsanevi Mazendaran’ı kurtarmak için Rüstem bir yolculuğa çıktı ve yedi imtihanı aştı. Sonuncusu ise bendim: Mazenderan’ın şeytani kralı Beyaz Dev. Kitâb-ı Rüstemnâme-i Türkî’de bahsim geçer: Mazenderan Devlerinin şahı, en büyüğü ve en korkuncuyum.
Nitekim Rüstem Dîv-i Sepid (Ak Dîv) ile olan, yani benimle olan mücadelesini kazanıp beni yenmeyi ve ciğerimi söküp almayı başardı. Çünkü Dîv-i Sepid’in ciğerinden veya kanından elde edilen bu merhem, dîvler tarafından kör edilen gözleri iyileştirmek için kullanılacaktı (Kitâb-ı Rüstemnâme-i Türkî: 21b-22a). Yani ben ve benim gibilerden öğrenecek çok şeyiniz vardır, eğer ki yeterli akıl ve iradeye sahipseniz. Sanat, bilim, zanaat ruhu besler ve çoğunlukla karanlıkta yapılır ve bazen yalnızlıkta pekişir. Karanlık güç verir insana, gündüz oyalar oysa. Önce bir mücadeleye çıkılır, yalnızlık kuyusuna yedi gün yedi gece inilir ama sonu yoktur, karanlık mı karanlıktır. Dîvler olarak biz yalnızca kötülüğü ve şerri emretmeyiz, nefs-i emmâre yani kötücül nefsini büyüten zatın kendisidir.
Arzularına ulaşamayanlar arasında rahat bir nefes
Almak istiyorsan eğer heveslerinden kurtul
Ak Dîv senin beden memleketinde vilayetleri teker teker işgal ettiğinde
Ona Rüstem darbesi indirirsen yolun Rüstem’i sensin artık
(Yıldırım, 2012: 40-41; Süleymân-Nâme’de Mitolojik Bir Unsur Olarak Dîvler, Mehmet Burak Çakın, 2019)
Şekil Değiştirenler
Asıl kahramanlık dîvlerin dahi yenilebileceğine, kötülüğün alt edilebileceğine dair olan inancı uyandırmaktadır. Dîvleri alt ettiğini sanmak bile kimi zaman bir yanılgıdır. Nişapurlu Attar bu içinden çıkılmaz durumu anlamış ve biz dîvlerin dünyasını şöyle anlatmış:
“Eğer dîv’i bağlarsan, Süleyman ile birlikte kraliyet çadırına doğru yola çıkarsın” ve “Kendi krallığın [bedenin ve zihnin] üzerinde hiçbir egemenliğin yoktur; zira senin durumunda dîv, Süleyman’ın yerini almıştır.”
(Hamori, Andras (2015), On the Art of Medieval Arabic Literature)
Dîv şekil değiştirir, dîv seni ele geçirir bilmezsin. Kurnazlık yapacağım derken kurnazlığa düşersin. Çünkü ben Ekvan Dîv’e dönüştüğümde Rüstem’e sordum denize mi atayım seni yoksa dağa mı? Rüstem tersini yapacağımı sandığı için deniz dedi. Güya kurnazlık yapacaktı. Oysa ben onu yine de denize attım. Çünkü canım öyle istedi, ben ondan daha kurnazdım. Kurnazlığın sonu kurnazlığa uğramaktır. Kötülüğün sonu kötülükle uğraşmaktır. Bu yolda yavaş yavaş ilerlersin. Kendine çok güvenirsin. Dîv benim, ben en güçlüyüm dersin. Şeytan içinde gizlidir, ruhun ölür duymazsın.
Dîv diye bir şey yoktur, dîvler yoktur, belki de hiç var olmamıştır. Bakın sizi yine hayal kırıklığına uğrattım. Ben de sizin gibi etten kemikten bir insanım. Evet güçlüyüm, evet bu dünyayı ben yaratmışım gibi davranıyorum bazen. Kendimi korumak ve eğlemek için yapmayacağım şey yok. Tüm gözler sanki benim üzerimdeymiş gibi. Halbuki değil, bu basit bir yanılsama! Ben yaşamış ve yaşayacak olan, bugüne dek gelmiş ve geçmiş hiç kimseden, bu dünyada ben yokken de yaşamış tüm o canlılardan daha üstün değilim. Ben sadece sıradan bir insanım.
Hülya Lasch, 10.07.2026
Fotoğraf: Foto: Alamy.com
