Yeşilçam’ın Hafize Anası: Adile Naşit

Recep Kadiroğlu

Adile Naşit Hanımefendi, sahnedeki kahkahalarıyla, ekranlardaki içten gülüşüyle evlere şenlik saçan bir sanatçı olmanın ötesinde milyonlarca çocuğun da “Masalcı Teyzesi”ydi. Benim akranlarım için ise o, Hababam Sınıfı’nın sevgi dolu “Hafize Ana”sıydı.

Onun gerçek adı Adela Özcan olup İstanbul’da gözlerini dünyaya açtığında tarih 17 Haziran 1930 idi. Babası, dönemin ünlü tuluat ustalarından Komik-i Şehir Naşit Özcan, annesi ise ünlü kantocu Amelya Hanım’dı. Naşit, 1937 yılında Hayriye Lisesinde ilkokula başladıysa da Malta humması ve pek çok başka hastalıktan dolayı eğitimine devam edemedi.

1939 yılında babası öldüğünde henüz on üç yaşındaydı. Çocukluğu sahnelerde geçtiği için ilk kez 1944 yılında figüran olarak tiyatroya başladı. Anne rolünü canlandıran oyuncu hastalanmıştı. O gün, makyaj yapılarak bu rolü oynadı ve performansıyla büyük beğeni topladı. Ardından 1947 yılında Yara filmindeki rolüyle sinemanın sevilen yüzü haline geldi.

Oğlu Ahmet’in Ölümü

Oğlu Ahmet’in kalbi doğuştan delikti ve Amerika’da tedavi olması gerekiyordu. Naşit’in buna gücü yetmeyince sanatçı dostları imdada yetişti. Fakat Ahmet, ameliyat sonrası komaya girdi ve henüz 16 yaşındayken vefat etti. Bu haberi İzmir turnesi sırasında aldı. Ardından annesi Amelia Hanım da vefat etti. Bu yüzden onun en şen kahkahalarında bile bir hüzün vardı.

1970’li yıllarda sıcak aile hikâyeleri, komedi ve mahalle yaşamlarını anlatan filmler salonları dolduruyordu. İşte o yıllarda Naşit’in yolu, “Beyoğlu Güzeli” filmini çeken yönetmen Ertem Eğilmez’le kesişti. Bu tarih onun sinema serüveninde milat olacaktı. Sonrasında “Sev Kardeşim, Canım Kardeşim, Oh Olsun, Mavi Boncuk ve Salak Milyoner” filmlerinde rol aldı.

Naşit, ilk zamanlar küçük rollerde oynasa da onun kamera karşısındaki doğal hali Rıfat Ilgaz’ın eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı filmine götürdü. O, bu seride okula gönülden bağlı, disiplini sevgiyle harmanlayan Hafize Ana karakterine hayat verdi. Üzerinde önlüğü, başında örtüsü, elinde zili ve hepsinden ötesi kısa kahkahalarıyla “Hafize Ana” karakterini ölümsüzleştirdi.

Bundan sonra Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan ve Şener Şen gibi usta isimlerle birlikte “Gülen Gözler, Süt Kardeşler, Bizim Aile” gibi filmlerde rol aldı. Filmlerdeki o sevimli anne figürü, aslında Naşit’in gerçek yaşamının bir yansımasıydı. Çünkü o, hayatı boyunca hem gerçek bir anne olmuş hem de ekran başındaki milyonlarca izleyiciye anne sıcaklığı sunmuştu.

Naşit, 1975 yılında seyircinin alışık olmadığı zeki, uyanık, hırslı ve üçkâğıtçı bir anne karakterini canlandırdı. Bu filmindeki rolüyle, 13. Antalya Altın Portakal Film Festivali”nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü aldı. İlk anda, bu habere inanamadı. Çünkü, “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü genellikle yıldız oyuncuya verilirdi. Onun ödül aldığı “İşte Hayat” filminin yıldız oyuncusu ise Hülya Koçyiğit’ti. Naşit, endüstriyel ve magazinsel olarak bir yıldız değildi. Ayrıca fizikî güzellik ölçütlerinden de uzaktı. O da zaten kadınlığıyla değil, oyunculuğuyla almıştı ödülünü. Böylece popüler kültürün güçlü bir geleneğini yıkarak endüstrinin yıldızı değil ama ‘anti-yıldız’ olmayı başardı.

Onunla ilgili bir eser kaleme alan Sibel Öz: ” Naşit, sanatta ısrar etmenin ve ona tutkuyla bağlı olmanın seyircideki karşılığını gösteren tutumuyla endüstrinin yıldızı değil ama ‘anti-yıldız’ı olmayı başardı.” diyecekti.

Masalcı Teyze ve Kuzucuklarım

Naşit, 1979 yılında Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’ nı kuranlardan biri oldu. Artık sinema perdesinden değil, küçük bir televizyon ekranından milyonlara konuk oluyordu. TRT ekranlarında “Kuzucuklarım” diye hitap ettiği çocuklara “Uykudan Önce” programıyla her akşam masallar anlatıyor, şarkılar söylüyordu. Bu programda bütün çocukları oğlu Ahmet’in yerine koydu ve onlara en güzel masalları anlattı. Bu şekilde pek çok çocuğun masum dünyasında unutulmaz izler bıraktı. Öyle ki 1985’te bu yüzden “Yılın Annesi ”seçildi.

Fakat, her akşam çocukların kalbine dokunduğu bu program, maalesef aniden yayından kaldırıldı. Öyle ki programın sunucusu olan kendisi bile bu haberi gazetelerden öğrendi.

Naşit, bu travmanın ardından kocasının ölümüyle bir şok daha yaşayınca iyice boşluğa düştü. Çünkü yaşadığı acılarını paylaşacak artık ne bir ailesi ne de bir eşi vardı. Dolayısıyla son filmi olan “Annem/Bırakmam Seni” çekimleri sırasında rahatsızlandı. Hastanede yapılan teşhislerde bağırsak kanseri olduğu anlaşıldı. O zamana kadar oynadığı hiçbir filmde ölmemişti. Ancak senaryo gereği bu filmde ölecekti. Hastalık bütün vücudunu sarmış; birkaç aylık ömrü kalmıştı. Biliyordu öleceğini. Çekim aralarında bazen “Acaba bu filmi bitirebilecek miyim?” diyordu. Sıra o sahnenin çekimine geldiğinde, gözyaşları içinde son repliği şu oldu:

“Sevenlerim beni hep gülerek ve neşeyle hatırlasın.”

Takvimler 11 Aralık 1987’yi gösterdiğinde çocukların Masalcı Teyzesi 57 yaşında hayata veda etti. Haber duyulduğunda kahkahaların yerini gözyaşları aldı. O gün Türkiye’nin Gülen Adam’ı Kemal Sunal bile onun tabutu başında hüngür hüngür ağladı.

Evet o, sadece bir oyuncu değildi. Üstlendiği analık rolüyle bir dönemin vicdanı, bir neslin annesi, bir milletin gülüşüydü. Ayrıca, Yeşilçam denince ilk akla gelen isimlerden biriydi. Bunun nedeni, oynadığı her karaktere kattığı insanî boyuttu. Dolayısıyla onun hayatı, bir kadının hem acılarıyla hem de gülüşleriyle nasıl bir efsaneye dönüşebileceğinin en güzel örneğiydi.

Add a comment

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.