Almanya, Merkel’i arıyor!

Angela Merkel şansölyelik koltuğuna oturduğunda, Almanya tam bir hasta yatağındaydı. Her on Alman’dan biri işsizdi – %11.1’lik korkunç bir rakam. Sokaklar, Gerhard Schröder’in acımasız Hartz reformlarına karşı çıkan göstericilerle doluydu. Avrupa’nın lokomotifi, durma noktasındaydı. Ama Merkel, hiç telaşlanmadı. Doğu Almanya’nın komünist rejimi altında yetişmiş fizikçi, kriz anlarında buzdan soğuk sakinliğini korumayı çok önceden öğrenmişti.
ZAGREB, CROATIA - Nov. 20, 2019: Chancellor of the Federal Republic of Germany Angela Merkel during EPP Congress in Zagreb

CEM Bahadır BERLİN

Berlin’in soğuk Şubat gecesinde, CDU genel merkezinin önünde toplanan kalabalık tuhaf bir paradoksla karşı karşıyaydı. Ekranlarda beliren %28.6’lık oy oranı, Friedrich Merz’i zafer kürsüsüne çıkarırken, aynı salonda bir zamanlar %41.5 ile rekor kıran o tanıdık yüzün yokluğu hissediliyordu. 23 Şubat 2025 gecesi, Almanya yeni bir şansölye seçmişti belki, ama aslında bir hayaletle hesaplaşıyordu.

Angela Merkel, halk dilinde ‘Tante Merkel’ (Merkel Teyze) artık sahne ışıklarının altında değildi. 16 yıl boyunca Avrupa’nın en büyük ekonomisini yöneten, krizleri fırtına gibi atlatan, herkesi uzlaştıran o bilge kadın, yerini kaosa bırakmıştı. Yerine gelen Olaf Scholz’un üç yılı, sanki Merkel’in yokluğunda binanın temellerinin ne kadar sallantılı olduğunu göstermeye yetmişti. İki yıl üst üste küçülen bir ekonomi, parçalanan bir koalisyon, sokaklara dökülen yüz binler…

Ve en kaygı verici tabloyu oluşturan: Seçim gecesi AfD’nin genel merkezinde patlayan şampanya mantarları. %20.8. İkinci parti. Nazi sonrası Almanya’nın en güçlü aşırı sağ hareketi, artık bir gerçekti. Merkel’in gölgesinde serpilmiş, onun yokluğunda güçlenmiş, şimdi Bundestag’ın ikinci büyük gücüydü. Tante Merkel’i mumla arayan Almanya, o mumu söndürdüğünde neyle karşılaşacağını tam olarak bilmiyordu.

Altın çağın mimarı: Tante Merkel’in 16 yılı

Angela Merkel şansölyelik koltuğuna oturduğunda, Almanya tam bir hasta yatağındaydı. Her on Alman’dan biri işsizdi – %11.1’lik korkunç bir rakam. Sokaklar, Gerhard Schröder’in acımasız Hartz reformlarına karşı çıkan göstericilerle doluydu. Avrupa’nın lokomotifi, durma noktasındaydı. Ama Merkel, hiç telaşlanmadı. Doğu Almanya’nın komünist rejimi altında yetişmiş fizikçi, kriz anlarında buzdan soğuk sakinliğini korumayı çok önceden öğrenmişti.

Selefinin ektiği tohum, Merkel’in bahçesinde meyve vermeye başladı. İşsizlik, yıl be yıl, sanki bir sihir gibi düştü. 2020’ye gelindiğinde %3.8’e inmişti – Avrupa’nın imrendiği bir rakam. Goldman Sachs analistleri, bu başarının çoğunun Schröder’in zorlu reformlarından kaynaklandığını not düşseler de, Merkel’in mirasını inkar edemiyorlardı: O, on yıl boyunca reel ücretler neredeyse hiç artmasa bile, sistemi çökertmeden istikrarı koruyan ustanın ta kendisiydi.

2017’de Alman ekonomisi %2 büyüdü – kağıt üzerinde etkileyici sayılmazdı, ama Avrupa’nın geri kalanı topallarken Almanya koşuyordu. 2.4 trilyon dolarlık dev bir makine, sessizce dönüyordu. Alman halkının yaşam standardı 16 yılda %20 arttı; Fransızlar ve İtalyanlar yerinde sayarken, Almanlar somut bir refah artışı yaşıyordu. Ama bu başarının bedeli vardı: ‘Schwarze Null’, sıfır açık bütçesi kutsaldı. Köprüler çürüdü, dijital altyapı gecikti, tren istasyonları perişan hale geldi. Carnegie Europe’un analistleri, bu mali cimriliğin Avrupa’da kronik talep eksikliğine yol açtığını yazdılar, ama Merkel umursamadı. Mali disiplin, onun dini buyruğuydu.

2015: ‘Wir Schaffen Das’ – Merkel’in en büyük kumarı

Sonra 2015 geldi. Suriye’nin kara toprağından, Afganistan’ın dağlarından, milyonlar yollara düştü. Akdeniz cesetlerle doldu. Avrupa sınırlarını kapattı. Ama Merkel, tarihe geçecek bir karara imza attı: ‘Wir schaffen das’ – Bunu başaracağız. Almanya’nın kapıları ardına kadar açıldı. Bir milyondan fazla insan, yeni bir hayat umudunu Alman topraklarında aradı.

İnsanlık tarihi bu kararı alkışladı. Nobel barış ödülü konuşuldu. Ama Alman sokakları farklı konuşmaya başladı. Dresden’de, Leipzig’de, küçük kasabalarda öfke kabarıyordu. ‘Biz ne olacağız?’ diye soruyorlardı. 2017 seçim gecesi, Merkel’in partisi %33’le ayakta kalmayı başardı, ama o gece aynı zamanda bir canavarın doğuşuna tanıklık edildi: AfD, %12.6 ile ilk kez Bundestag’ın kapısından içeri girdi.

Çöküş: Scholz’un üç feci yılı

Olaf Scholz, 2021’de şansölye koltuğuna oturduğunda kendini ‘yeni Merkel’ olarak lanse ediyordu. Hamburg’un eski belediye başkanı, sakin, teknik, hesap bilen bir liderdi. Ama eksik olan bir şey vardı: Merkel’in o sihirli uzlaştırma gücü. SPD, Yeşiller ve liberal FDP’nin oluşturduğu ‘Ampel’ koalisyonu – kırmızı, sarı, yeşil, tıpkı trafik ışıkları gibi – başından beri ideolojik bir mayın tarlasıydı.

Kâbus 24 Şubat 2022’de kapıya dayandı. Vladimir Putin’in tankları Ukrayna topraklarına girdiğinde, Almanya’nın onlarca yıldır kurduğu ekonomik model bir anda çöktü. Ucuz Rus gazı? Gitti. Çin’e ihracat? Yavaşladı. Alman otomotiv devi Volkswagen, Çin’in yerli elektrikli araçlarıyla boğuşmaya başladı. Scholz ‘Zeitenwende’ – dönüm noktası – ilan etti, ama kimse bu dönüm noktasının ne kadar dik bir uçurum olduğunu bilmiyordu.

Rakamların hikâyesi: İki yıllık kabus

2023’ün sonunda Destatis’in açıkladığı rakam, bir şok dalgası yarattı: %0.3 küçülme. Almanya, G7 içinde daralan tek ekonomiydi. İnsanlar, Merkel dönemindeki istikrarlı büyümeyi hatırlayarak mırıldandı. Ama 2024 daha beter geldi: %0.2’lik ikinci bir daralma. 1950’den beri sadece ikinci kez, Almanya iki yıl üst üste küçülüyordu. Handelsblatt Araştırma Enstitüsü, durumu ‘savaş sonrası tarihinin en büyük krizi’ olarak tanımladı.

BDI başkanı Peter Leibinger’in sözleri, tüm bir endüstrinin çaresizliğini özetliyordu: “Sipariş defterleri boş, makineler duruyor, şirketler artık yatırım yapmıyor,  ya da en azından Almanya’da yapmıyor. Sanayi şirketlerinde böyle kötü bir ruh hali hatırlamıyorum.” Tante Merkel’in zamanında, böyle bir şey hayal bile edilemezdi.

Anti-Merkel’in iktidara yürüyüşü

Friedrich Merz, kariyeri boyunca hep Merkel’in gölgesinde kalmış, onunla rekabet etmiş, ona meydan okumuş bir adamdı. 69 yaşındaki eski işadamı, 2022’de CDU liderliğine döndüğünde misyonu belliydi: Merkel’in mirasını silmek. CDU’yu yeniden ‘gerçek muhafazakâr’ çizgiye çekmek. Ekonomik liberalizm, sıkı göç politikaları, sosyal muhafazakârlık – Merz’in vizyonu, Merkel’in pragmatik merkezciliğinin tam zıttıydı.

Trier Üniversitesi’nden Profesör Uwe Jun’un analizi kesindi: ‘Merz, CDU’nun ideolojik temelini değiştirdi. Parti şimdi göç ve toplumsal cinsiyet konularında çok daha muhafazakâr, ekonomide ise daha liberal. Merz, Angela Merkel’in asla olmayacağı bir lider.’ Kampanyası da bu temalar üzerine kuruluydu: 2015’in mülteci krizini eleştirmek, Merkel’i SPD’ye fazla yakın olmakla suçlamak, CDU’nun ‘yumuşadığını’ iddia etmek.

Ama asıl ironi buradaydı: Merz, Merkel karşıtı söylemle yükselirken, halk Merkel’i özlüyordu. Seçim anketleri, seçmenlerin ekonomik istikrarı özlediğini, kaosun yorduğunu gösteriyordu. Ve Merz, %28.6’lık bir oyla kazandığında – Merkel’in hiç görmediği kadar düşük bir CDU sonucu – acı bir gerçekle yüzleşti: Merkel’i eleştirerek iktidara gelmiş olsa da, artık Merkel’in yokluğunda ülkeyi yönetmek zorundaydı.

29 Ocak 2025: Yasak Çiğneniyor

Aschaffenburg’daki bıçaklı saldırı, Merz’e bir fırsat sundu – ya da öyle sandı. Afgan bir sığınmacının iki kişiyi öldürmesinin ardından, Merz sert bir göç yasasını Bundestag’a taşıdı. Tasarı geçti. Ama nasıl? AfD’nin oylarıyla. İlk kez. 1945 sonrası Almanya’da, aşırı sağ federal düzeyde bir yasanın geçmesinde rol oynamıştı.

Angela Merkel, emeklilik sessizliğini bozdu. Tek kelime: ‘Yanlış’. Eski şansölyenin güncel siyasete müdahalesi, o kadar nadirdi ki, bu bir deprem etkisi yarattı. Sokaklar doldu. 150.000’den fazla insan, ‘Brandmauer’ı – AfD ile işbirliğini yasaklayan kutsal duvarı – korumak için yürüdü. Anketler gösterdi ki SPD seçmenlerinin yarısı, Yeşil seçmenlerin dörtte üçü, AfD’nin oylarıyla yasa çıkarılmasına karşıydı.

Queen’s University Belfast’tan politik bilimci Sarah Wagner’in yorumu kesindi: ‘Protestolar ve kolektif şok, bu normun Almanlar için ne kadar derin bir anlam taşıdığını gösteriyor. Merz güvenilmez görünüyor.’ Merz, AfD’nin seçmenlerini kazanmak için kumarı oynadı, ama potansiyel koalisyon ortaklarını yabancılaştırdı. Tante Merkel’in uzlaşma sanatı, Merz’de yok gibiydi.

Gölgeden Çıkan Canavar: AfD’nin 12 Yıllık Yürüyüşü

2013: Ekonomi Profesörlerinden Aşırı Sağa

Alternative für Deutschland – Almanya İçin Alternatif – 2013’te masumane bir hedefle doğdu: Euro’ya karşı çıkmak. Avro krizi sırasında Yunanistan’a kurtarma paketleri verilmesini protesto eden bir grup ekonomi profesörü ve muhafazakâr politikacı, euroseptik bir hareket başlattı. İlk seçimde %4.7 aldılar – Bundestag’a girmek için yeterli değildi. Bir süre sonra kurucuları bile partiyi terk edeceklerdi.

Ama 2015 her şeyi değiştirdi. Merkel’in kapıları açmasıyla, AfD kökten bir dönüşüm geçirdi. Euroseptizmden xenofobiye, ekonomi politikalarından göç karşıtlığına, ılımlı muhafazakârlıktan aşırı milliyetçiliğe sıçradı. 2017’de %12.6 ile Bundestag’a girdi. Bernd Lucke, partinin kurucularından biri, ayrılırken şunları söylemişti: ‘Parti aşırı sağa kaydı, totaliter özellikler kazandı, artık liberal demokratik düzenle bağdaşmıyor.’

Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı, AfD’yi ‘sağcı aşırılık şüphesi’ altına aldı. Üç eyalette ‘teyit edilmiş sağcı aşırı grup’ olarak sınıflandırıldı. Thüringen eyalet lideri Björn Höcke, Nazi sloganlarını kullanmaktan yargılandı. Partililer, toplu deportasyonları savunan gizli toplantılar düzenlemişti. 2024’te basına sızan belgeler, milyonlarca göçmenin – hatta Alman vatandaşı olanların bile – ülkeden çıkarılması planlarını ortaya çıkarmıştı.

23 Şubat 2025: Tarihi Sonuç

Seçim gecesi, Berlin’in kuzey varoşundaki AfD genel merkezinde coşku vardı. Ekranlarda beliren rakam, tüm tahminleri aştı: %20.8. Oyunu iki katına çıkarmıştı parti. İkinci parti. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en güçlü aşırı sağ hareketi. Alice Weidel, eş başkan, sahneye Alman bayrağıyla çıktığında, salonda ‘AfD! AfD!’ sloganları yükseldi.

Eski Doğu Almanya’da domino etkisi görülmüştü: Thüringen’de %30’dan fazla, Saksonya’da %33.96 oy. Eylül 2024’te Thüringen eyalet seçimlerinde birinci parti olmuşlardı zaten. Şimdi federal düzeyde büyük bir güçtüler. Genç erkekler arasında popülerlik patlaması yaşamışlardı – ekonomik kaygılar, konut sıkıntısı, göç endişeleri, hepsi AfD’nin değirmenine su taşımıştı.

Zürich Üniversitesi’nden araştırmacı Reto Mitteregger’in yorumu, ürkütücüydü: ‘AfD’nin anti-göç söylemi artık normalleşmiş durumda. Genç seçmenler dört yıl öncesine göre bu söylemden çok daha az ürkütülüyorlar.’ Platform radikaldi: AB’den çıkış, Deutsche Mark’ın geri getirilmesi, iklim bilimini reddetme, NATO karşıtlığı, Ukrayna’ya silah göndermeyi durdurma, Rusya ile anlaşma. Viktor Orbán’ın Macaristan’ı modeldi, Elon Musk ve Trump yönetimi destekti.

Genel merkez binasının dışında ise başka bir sahne vardı: 200 gösterici, 1960’lardan kalma bir ‘felaket sireni’ çalıyordu – nükleer saldırı uyarılarında kullanılan türden. Aktivist Stefan Pelzer’in sözleri yankılanıyordu: ‘Bu, faşizmin sonuçları hakkında bir uyarı.’ Siren 10 mil öteden duyuluyordu. İki Almanya, aynı gecede, iki farklı gerçeklikte yaşıyordu.

Çeyrek Asrın Muhasebesi

Schröder’in Acı İlacından Merkel’in İstikrarına

2000 yılında Almanya, ‘Avrupa’nın hasta adamı’ lakabını hak ediyordu. İşsizlik %10’larda dolaşıyordu, büyüme durmuştu, refah sistemi çökme noktasındaydı. Gerhard Schröder’in Sosyal Demokrat hükümeti, zorlu bir ameliyat yapmaya karar verdi: Hartz reformları. İşgücü piyasasını esnettiler, sosyal yardımları kıstılar, emeklilik sistemini yeniden yapılandırdılar. Sokaklar protestolarla doldu, Schröder kendi partisinden bile tepki gördü. Ama tohumlar ekilmişti.

Angela Merkel 2005’te bu mirası devraldığında, Alman ekonomisi uyanmaya başlamıştı bile. 16 yıl boyunca Merkel, Schröder’in reformlarının meyvelerini topladı. İşsizlik düştü, ihracat arttı, bütçe dengelendi. Ama bu süreçte, Merkel kendisi hiçbir radikal reform yapmadı. Altyapıya yatırım yapmadı, dijitalleşmede gecikti, enerji bağımlılığını artırdı. ‘Schwarze Null’ – sıfır açık kutsal inekti – köprüler çürürken bile.

16 yıl boyunca Merkel, kriz yönetiminde ustalaştı. 2008 finansal krizi, 2011 Avro krizi, 2015 mülteci dalgası, 2020 pandemi – hepsinden sağ salim çıktı. Ama hiçbiri, Almanya’nın temel ekonomik modelini sorgulatmadı: Ucuz Rus gazı, Çin’e yüksek değerli ihracat, güçlü otomotiv endüstrisi. Bu model, Merkel’in gitmesinin ardından çöktü. Rusya Ukrayna’yı işgal etti, Çin elektrikli araç devrimi yaptı, enerji fiyatları patladı.

2025: Merkel’in Hayaletiyle Dans

Friedrich Merz, 23 Şubat 2025’te tarihi bir paradoksla karşılaştı: Merkel’i eleştirerek kazanmıştı seçimi, ama şimdi Merkel’in özlendiği bir ülkeyi yönetmek zorundaydı. %28.6’lık oy oranı – Merkel’in hiç görmediği kadar düşük bir CDU sonucu – koalisyon matematiğini zorlaştırıyordu. SPD veya Yeşiller’le koalisyon kuracaktı, ama her ikisi de Merz’e, Ocak ayında AfD’nin oylarıyla yasa geçirmesinden dolayı güvenmiyordu.

Görevleri çetrefildi: İki yıldır küçülen ekonomiyi büyütmek, ama bunu sosyal patlamaya yol açmadan yapmak. Göç politikasını sıkılaştırmak, ama aşırı sağı normalleştirmemek. Altyapıya yatırım yapmak, ama mali disiplini korumak. Avrupa’da liderlik etmek, ama önce kendi ülkesini istikrara kavuşturmak. Merkel’in pragmatik uzlaşmacılığının eksikliği, her gün biraz daha hissediliyordu.

AfD’nin %20.8’lik sonucu ise, Almanya’nın savaş sonrası siyasi düzenine en büyük tehditti. Parti resmi olarak dışlanmış olsa da, söylemi şekillendiriyordu. CDU bile artık göç konusunda AfD’nin dilini konuşmaya başlamıştı. Eğer Merz hükümeti ekonomik durgunluğu tersine çeviremezse, 2029’da AfD’nin daha da güçlenmesi kaçınılmazdı. Hatta bazı analistler, bir sonraki CDU liderinin AfD ile koalisyon yapmaya zorlanabileceği bir senaryodan bahsediyordu – düşünmesi bile korkunçtu.

Epilog: Mumun Işığında

Berlin’de, Brandenburg Kapısı’nın gölgesinde, yaşlı bir kadın gazeteyi katlayıp çantasına koydu. Manşet, yine ekonomi kriziydi. Torunu, yanında durmuş, cep telefonunda AfD’nin seçim kampanyası videolarını izliyordu. Kadın, torununa baktı, sonra gökyüzüne. ‘Tante Merkel zamanında böyle değildi,’ diye mırıldandı. Torunu başını kaldırmadı bile.

Tante Merkel – Merkel Teyze. Halk dilinde, bir zamanlar ülkeyi yöneten o güçlü kadın, artık bir mitolojik figür haline gelmişti. Gerçek Angela Merkel’in kusurları vardı elbette: Reform yapmamak, altyapıyı ihmal etmek, enerji bağımlılığını artırmak, dijitalleşmeyi geciktirmek. Ama Merkel’in yokluğunda anlaşılmıştı ki, o kusurlar, istikrar, güven ve uzlaşmanın fiyatıydı.

Son 25 yıl, Almanya’nın yükseliş ve düşüşünün hikâyesiydi. Schröder’in acı reformları, Merkel’in istikrarlı büyümesi, Scholz’un çöküşü, Merz’in belirsiz geleceği. Ve tüm bu hikâyenin merkezinde, gölgelerden yükselen bir canavar vardı: AfD. 2013’te %4.7 alan marjinal bir parti, şimdi %20.8 ile ikinci güçtü. Normalleşme, tamamlanmıştı.

‘Almanya, Tante Merkel’i mumla arıyor’ deyimi, nostaljiden fazlasıydı. Acı bir gerçekti: Merkel’i eleştirmek kolaydı, ama onu değiştirmek başka bir şeydi. Merz’in önündeki yol, diken doluydu. Başarıyla geçerse, belki Almanya yeniden ayağa kalkabilirdi. Başarısız olursa, 2029’da sokakta yanan o mum, tamamen sönecekti. Ve karanlıkta, sadece AfD’nin bayrağı dalgalanacaktı.

Tarihin sorusu basitti: Almanya, Merkel’in hayaletinin gölgesinde yeni bir yol bulabilecek mi, yoksa aşırı sağın yükselişi ve ekonomik durgunluk sarmalında ‘Avrupa’nın hasta adamı’ olarak geri mi dönecek? Brandenburg Kapısı’nın altında duran kadın, mumu yaktı. Rüzgâr esiyordu. Mum, titreşiyordu. Ama henüz sönmemişti.

Add a comment

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.