Ekranda oynadığı katiller ile gerçek hayatta karıştığı bir cinayet skandalı arasındaki çizgi, hiçbir zaman tam olarak belli olmadı.
Cem Bahadır
Hindiçin’in askerî cezaevinden Cannes’a, Le Samouraï’dan Marković dosyasına, Romy Schneider’dan köpeklerinin yanındaki mezara: Alain Delon’un hayatı, oynadığı rollerin gölgesinde geçti.
2011, Douchy.
Loiret’nin ortasındaki bir malikânenin arazisinde yetmiş beş yaşında bir adam, kendi mezarının önünde fotoğraf çektiriyordu. Mezar hazır, şapel hazır; etrafında yıllardır gömdüğü köpekleri yatıyordu. Fotoğrafçılara söylediği cümle kısaydı:
“Ölümden hiç korkmuyorum.”
Aynı adam, on yedi yaşında sudan korkarken denizci olmayı seçen çocuktu oysa..
Anne babasının ayrılığı, dört yaşındaki çocuğu bir koruyucu ailenin kapısına bıraktı.
Alain Fabien Maurice Marcel Delon, 8 Kasım 1935’te Paris yakınlarındaki Sceaux’da doğdu. Babası Fabien Delon bir sinema işletmecisi, annesi Édith Arnold bir eczanede işçiydi. Çocuk dört yaşındayken anne baba boşandı; küçük Alain, Fresnes’te bir koruyucu aileye verildi. Koruyucu anne babası ölünce annesinin yanına döndü; annesi bu arada kasap Paul Boulogne ile evlenmişti.
Genç Alain bir süre üvey babasının kasap dükkânında çalıştı. Katolik yatılı okullarından uyumsuzluk yüzünden defalarca uzaklaştırıldı; on dört yaşında okulu tamamen bıraktı.
Köksüzlük, daha çocukken öğrendiği ilk şey olacaktı.

Sudan korkan çocuk
On yedi yaşında, sudan korkan bir çocuk kendini bir sömürge savaşının ortasında buldu.
1952’de, on yedi yaşında Fransız Deniz Kuvvetleri’ne yazıldı. Sudan korktuğu hâlde denizci olmayı seçti. Kısa sürede Fransız Hindiçini’ne, Saygon’a gönderildi; 1953 ile 1954 arasında Birinci Hindiçin Savaşı’nın içinde bulundu. Disiplin sorunları peşini bırakmadı; adı bir telsizin parçalarının, bir tabancanın ve nihayet bir cipin çalınmasıyla anıldı. Beş yıllık hizmetinin yaklaşık on bir ayını askerî cezaevinde geçirdi ve 1956’da ordudan onursuzca ihraç edildi.
Paris’e parasız döndü. Hamallık, garsonluk, tezgâhtarlık yaptı. Bu yıllarda tanıştığı oyuncu Brigitte Auber onu 1957 Cannes Film Festivali’ne götürdü. Hindiçin’in cezaevinden çıkan genç adam, birkaç yıl içinde Avrupa sinemasının en parlak yüzlerinden biri olacaktı.
Sokakta ve cezaevinde öğrendiği sertlik, perdede soğukkanlılığa dönüştü.
Perdede canlandırdığı katiller, gerçek hayatının alacağı şekli önceden haber verdi.
Asıl atılım 1960’ta geldi: Aynı yıl René Clément’ın Plein Soleil ( Kizgın Güneş) filminde Tom Ripley’i canlandırdı. Luchino Visconti’nin Rocco e i suoi fratelli (Rocco ve Kardeşleri) filminde oynadı. Ardından 1962’ de Antonioni’yle L’Eclisse (Batan Güneş), 1963’te Visconti’yle Le Guépard (Leopar) ve 1967’de Jean-Pierre Melville’le Le Samouraï (Kiralık Katil) geldi. Melville’in filmindeki profesyonel tetikçi Jef Costello, sinema tarihinin en soğukkanlı yalnız adam figürlerinden biri. Godard’la çalışması ise çok sonra, 1990’daki Nouvelle Vague (Yeni Dalga) ile gerçekleşti.
Perdede oynadığı hesaplı, duygusuz katiller, gerçek hayatının bir yıl sonra alacağı şekli önceden haber veriyordu.
Romy Schneider’la yaşadığı aşk, ayrılıktan on sekiz yıl sonra bir veda mektubuna dönüştü.
Delon ile Romy Schneider 1958’de Christine’in setinde tanıştı; ilişkileri 1964’e kadar sürdü. Delon, Schneider’a bir mektup bırakarak ayrıldı ve aynı yıl Nathalie Barthélémy ile gizlice evlendi. Schneider’ın sonraki hayatı acıyla örülecekti: 1981’de on dört yaşındaki oğlu David bir kaza sonucu öldü; Schneider bu acıya bir yıl dayanamadı ve Mayıs 1982’de kırk üç yaşında hayatını kaybetti.
Delon, ölümünün ardından Paris Match’te ona hitaben açık bir veda mektubu yayımladı. “Hayatımın aşkı” dediği kadın, kendisinden kırk iki yıl önce, art arda gelen kayıpların ağırlığı altında gitmişti.
1968, hem evliliğinin çöktüğü hem de adının bir cinayet dosyasına girdiği yıl.
Delon, 1964’te Nathalie ile evlendi; oğulları Anthony aynı yıl doğdu. Çift, Yugoslav asıllı Stevan Marković’i koruma ve yardımcı olarak yanında tutuyordu. Marković’in Nathalie ile ilişkisi ortaya çıkınca Delon onu işten çıkardı. 1 Ekim 1968’de Marković’in cesedi Paris’in batısındaki Élancourt’ta bir çöplükte bulundu. Kardeşi Aleksandar’a bıraktığı mektupta, başına bir şey gelirse sorumlunun Delon ve Korsikalı gangster François Marcantoni olacağını yazmıştı.
Delon sorguya alındı ve serbest bırakıldı; Marcantoni tutuklandı, bir yıl sonra kefaletle çıktı. Marković’in arabasında bulunduğu iddia edilen fotoğraflar, dosyayı Georges Pompidou’nun eşi Claude Pompidou’yla ilişkilendirilen bir siyasi skandala çevirdi. Cinayet hiçbir zaman aydınlatılmadı; Marcantoni 1976’da takipsizlik kararıyla dosyadan çıktı. Alain ile Nathalie Delon Haziran 1968’de ayrıldı, 14 Şubat 1969’da boşandı.
Le Samouraï’nın tetikçisi, bir yıl sonra kendi adını gerçek bir cinayet soruşturmasının ortasında buldu.
Kendi annesiyle arasını açan bir babalık iddiası, ömür boyu kapanmayan bir soru olarak kaldı.
Alman şarkıcı ve model Nico, 1962’de doğan oğlu Christian Aaron Päffgen’in babasının Delon olduğunu söyledi. Delon babalığı hiçbir zaman kabul etmedi. Çocuğu Delon’un annesi Édith Boulogne ile üvey babası büyüttü; Ari Boulogne adını da onlardan aldı. Bu ret, Delon ile annesinin arasını açtı. Fotoğrafçı olarak çalışan Ari Boulogne, Mayıs 2023’te, babası olduğunu söylediği adamdan bir yıl önce Paris’te öldü.
İddia, iki adam da bu dünyadan ayrılırken hâlâ cevapsız bir soru olarak kaldı..
2019’daki felç, perdenin en soğukkanlı yüzünü kırılgan bir bedene çevirdi.
1999’da İsviçre vatandaşlığı alan Delon, 2019’da felç geçirdi ve eski sağlığına bir daha tam kavuşamadı. Son yıllarını Douchy’deki La Brûlerie malikânesinde geçirdi. Bu dönem, üç çocuğu arasındaki gerilimin de görünür hâle geldiği yıllara denk geldi.
Üç çocuğu arasındaki kavga, son yıllarını huzursuz kıldı.
Temmuz 2023’te Anthony, Anouchka ve Alain-Fabien Delon, babalarının yanında yaşayan asistanı Hiromi Rollin hakkında taciz ve tehdit suçlamasıyla şikâyette bulundu. Ardından üç kardeş, babalarının sağlık durumu ve bakımı üzerinden medyada ve mahkemelerde birbirleriyle çekişmeye başladı. Basına yansıyan bilgilere göre Delon’un vasiyeti mirasın yarısını Anouchka’ya, kalan yarısını eşit olarak iki oğluna bırakıyordu.
Delon hayattayken kavganın ortasındaydı; ölümünden sonra da kavga başka biçimlerde sürdü.
18 Ağustos 2024’te güzelliğin ve karanlığın adamı sessizce gözlerini yumdu.
Alain Delon, 88 yaşında, Douchy’deki evinde, üç çocuğunun yanında öldü. Çocukların AFP’ye verdiği açıklamada imzalar arasında köpeği Loubo’nun adı da var. Cumhurbaşkanı Macron onu “bir Fransız anıtı” olarak andı.
Vasiyetinin yalnızca bir maddesi yerine getirilmedi.
Delon resmî tören istemiyordu; köpeklerinin gömülü olduğu arazideki şapele defnedilmek istiyordu. 24 Ağustos 2024’te cenaze, yaklaşık elli kişinin katıldığı, telefonların kapıda bırakıldığı, hava sahasının kapatıldığı mahrem bir törenle malikânenin şapelinde yapıldı. Yerine getirilmeyen tek istek, on yaşındaki Belçika Malinois’sı Loubo’nun uyutulup kendisiyle birlikte gömülmesiydi. Brigitte Bardot Vakfı’nın açıklamasına göre aile Loubo’ya bakmayı üstlendi; köpek uyutulmadı.
Bir hayatın tesadüfleri, sonunda bir kaderin işaretleri gibi okundu.
Alain Delon’un hikâyesi, perdede kurduğu soğukkanlı imgeyle gerçek hayatının acılarını hiç ayırmadı. Hindiçin’in cezaevinden çıkıp birkaç yıl içinde Avrupa sinemasının yıldızı olan genç, perdede canlandırdığı katilleri bir yıl sonra kendi adını gerçek bir cinayet soruşturmasına taşıyarak gölgeledi. Veda mektubu yazdığı kadın, kendisinden çok önce, art arda gelen kayıplarla yıkılmıştı. Öz annesiyle arasını açan babalık sorusu, iki taraf da mezara gidince sonsuza dek cevapsız kaldı.
Ve sonunda insanlar arasında değil, köpeklerinin arasında; ölümde bile koparmak istemediği tek bağın yanında toprağa verildi.
2011’de mezarının önünde fotoğraf çektiren adam, on üç yıl sonra tam da oraya gömüldü.
Fotoğraf: Ruediger Ettl / Shutterstock.com; Foto: Alamy.com; Foto: ALAMY.com
