Suya yazılan mektuplar

Bu sayı, adresini bilmeden yola çıkan kelimelerle doldu.

Bu sayıyı hazırlarken masamda bir tomar kâğıt birikti. Kimi Frankfurt’tan, kimi İzmir’den, kimi adını haritada zor bulduğum bir kasabadan gelmişti. Hepsinin ortak bir yanı vardı: Yazanlar, yazdıklarının birine ulaşıp ulaşmayacağını bilmeden yazmıştı. Şişeye konulup denize bırakılan mektuplar gibi. Kıyıya vurur mu, vurmaz mı; bunu düşünmeden, sırf yazmak için yazılmış satırlar.

Bir dergiyi başka ne besler ki?

Hesap kitap değil, reklam değil, tiraj değil.

Bir dergiyi, geceleyin mutfak masasında, çocuklar uyuduktan sonra, anadilinin sıcaklığına sığınan bir kalem besler.

Bu sayıda o kalemlerin izini sürdük.

Bu sayıda bir yazarımız, otuz yıl önce bıraktığı bir sokağın kokusunu yazdı. Bir başkası, hiç görmediği bir dedeye mektup yazdı. Bir başkası da uzun bir sessizlikten sonra ilk kez kalemi eline aldı ve “Yazmayı unuttum sandım, meğer sadece dinleyeni yokmuş” dedi. Bu cümle, bu sayının editör yazısını aslında benden önce yazdı.

Kıyıyı değil, yolculuğu seçtik.

Elinizde tuttuğunuz sayfaların bir ağırlığı var; kâğıdın, mürekkebin…

Ama her şeyden önce o yazıları yazanların, yüreklerindeki duygu yoğunlunun ağırlığı…

Tahta Gemi, evrensel bir perspektiften dünyayı okuyor. Edebiyata, topluma, kültüre ve hatta insana bakışımız da bu nedenle kültürler üstü.

Tahta Gemi ve onun Almanca versiyonu Schriftart, İngilizce versiyonu LastHarbour, bir kültürün, bir ırkın, bir dilin dergisi olmadığımızı; aksine çağlar ötesine uzanan bir dile, kültüre sahip olduğumuzu göstermeyi hedefliyor.

Keyifli okumalar…

Add a comment

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.