1915’ten bugüne “Çökme” Operasyonları

Ermeni tehcirinin yarattığı toplumsal ve ekonomik travmalar, kuşaklar boyunca devam etti. Komşuluk ilişkileri bozuldu, karşılıklı güven duygusu yitirildi, ortak yaşam kültürü zedelendi. Çok kültürlü yaşam pratikleri zayıfladı, kentlerin kozmopolit yapısı bozuldu.
Foto: Alamy.com

Ermenilerin mallarına nasıl el konuldu?

Anadolu topraklarında sermayenin el değiştirmesi hikayesi, yüz yılı aşkın bir geçmişe sahip. Bu süreç, 1915’te başlayan Ermeni tehciriyle yeni bir boyut kazandı. Tehcir öncesinde Van’da ticaretin %80’i, Erzurum’da zanaat işlerinin %70’i, Diyarbakır’da kuyumculuk sektörünün neredeyse tamamı Ermeni ustaların ve tüccarların elindeydi. Sivas’ın tekstil atölyeleri, Adana’nın pamuk ticareti, büyük oranda Ermeni sermayedarlar tarafından yönetiliyordu.

Tehcir Kanunu’nun uygulanmasıyla birlikte, bu ekonomik birikim “Emval-i Metruke” (Terk Edilmiş Mallar) adı altında el değiştirdi. “Tasfiye Komisyonları” aracılığıyla yürütülen süreçte, değeri milyonlarca altın lirayı bulan mülkler, işyerleri ve ticari işletmeler ya devlet eliyle göçmenlere dağıtıldı ya da yerli tüccarlara düşük bedellerle satıldı. Bir kısmı da yerel yöneticiler tarafından zimmete geçirildi.

Bu süreç sadece bir sermaye transferi değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal travmanın ve ekonomik çöküşün de başlangıcıydı. Üretim teknikleri ve zanaat bilgisi kayboldu, ticaret ağları koptu. Usta-çırak ilişkisinin kopması, ticari ortaklıkların zorla sonlandırılması ve borç-alacak ilişkilerinin çözümsüz kalması, ekonomik hayatı derinden sarstı. Kentlerin çehresi değişti, tarihi çarşılar eski canlılığını yitirdi, zanaat atölyeleri kapandı.

Ermeni tehcirinin yarattığı toplumsal ve ekonomik travmalar, kuşaklar boyunca devam etti. Komşuluk ilişkileri bozuldu, karşılıklı güven duygusu yitirildi, ortak yaşam kültürü zedelendi. Çok kültürlü yaşam pratikleri zayıfladı, kentlerin kozmopolit yapısı bozuldu. Bu süreç, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısında onarılması güç yaralar açtı. Kaybedilen sadece mal ve mülk değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir kültürel birikim ve üretim geleneğiydi.

Bir istihbarat operasyonu: 6-7 Eylül olayları

Kırk yıl sonra, 1955’in 6 Eylül’ünde İstanbul Express gazetesinin manşeti şehri sarsacaktı: “Atamızın Selanik’teki Evi Bombalandı!” Selanik Konsolosluğu’nda görevli Oktay Engin‘in rol aldığı bu provokasyon, yeni bir sermaye transferi operasyonunun fitilini ateşledi. Yunan makamlarının ısrarla Oktay Engin‘in iadesini istemesine rağmen, Türkiye onu teslim etmemekte direnecekti.

Batı Trakya kökenli bir Türk olan Engin, daha sonra emniyet müdürlüğüne kadar yükselecek ve milletvekili olacaktı.

Genç foto muhabiri Gökşin Sipahioğlu‘nun objektifinden yansıyan görüntüler, olayların planlı doğasını belgeledi: Ellerinde adres listeleriyle gelen gruplar, hedef aldıkları işyerlerini sistematik biçimde yağmaladı. Resmi kayıtlara göre 11 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. 73 kilise, bir sinagog, iki manastır ve 5.538 işyeri ve ev saldırıya uğradı. 150 milyon liralık maddi hasar oluştu. Binlerce gayrimüslim vatandaş ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Bu olayların arka planında, azınlıkların elindeki ekonomik gücü kırmak ve bu sermayeyi Müslüman-Türk burjuvazisine aktarmak amacı yatıyordu. Gayrimüslimler, özellikle ticaret, sanayi ve finans sektörlerinde önemli bir konumdaydı. 6-7 Eylül, bu sermayenin tasfiyesi ve Türkleştirilmesi sürecinde bir dönüm noktası oldu. Olaylar sonrasında binlerce gayrimüslim Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı ve bu durum, ülkenin ekonomik ve kültürel dokusunda derin yaralar açtı.

Kürt işadamlarının mallarına nasıl çöküldü?

Foto: Shutterstock.com

1990’lara gelindiğinde sermaye transferi çok daha karanlık bir form kazandı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da faili meçhul cinayetlerde hayatını kaybeden işadamı sayısı 1500’ü aştı. JİTEM ve benzeri yapıların faaliyetleri, Kürt işadamlarının sistematik biçimde sindirilmesi ve servetlerine el konulması sürecine dönüştü. Resmi olmayan rakamlara göre el değiştiren sermaye miktarı 10 milyar doların üzerindeydi.

İçişleri Bakanı Mehmet Ağar döneminde, devlet içindeki çeteler ekonomik gücün yeniden dağıtımında başrol oynadı. “Devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir” sözleriyle tanınan dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in yol verdiği Ağar‘ın varlığı, bu sürecin siyasi koruma altında yürütüldüğünün göstergesiydi.

Bu dönemde işadamlarına yönelik tehdit ve şantaj mekanizması şöyle işliyordu:

Kürt işadamları önce PKK ile ilişkili oldukları iddiasıyla suçlanıyor, ardından “ya sermayeni devret ya da başına bir şey gelir” tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Servetini devretmeyi kabul etmeyenler ya faili meçhul cinayetlere kurban gidiyor ya da sahte belgelerle tutuklanıyordu. Özellikle Batman, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak’ta çok sayıda işadamı bu yöntemle sindirildi veya ortadan kaldırıldı.

JİTEM’in faaliyet gösterdiği 1990-1996 yılları arasında sadece Diyarbakır’da 300’den fazla işadamı faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Batman’da Talat Şanlı, Mardin’de Şeyhmus Kaya, Şırnak’ta Hacı Özen gibi bölgenin önde gelen işadamları ya öldürüldü ya da tehditle servetlerini devretmeye zorlandı. Özellikle petrol istasyonları, müteahhitlik şirketleri ve nakliye firmaları hedef alındı.

JİTEM’in yöntemlerinden biri, hedef aldığı işadamları hakkında önce “PKK’ya yardım ve yataklık” iddiasıyla soruşturma başlatmaktı. Ardından işadamına bir “aracı” gönderiliyor, ya malvarlığını devretmesi ya da sonuçlarına katlanması gerektiği söyleniyordu. Tehditler işe yaramazsa, önce yakın çevresinden birinin öldürülmesiyle gözdağı veriliyor, en sonunda da işadamının kendisi ortadan kaldırılıyordu.

Cemal Temizöz‘ün Cizre’deki faaliyetleri bu sistemin en çarpıcı örneklerinden biriydi. Cizre’de 1993-1995 yılları arasında gerçekleşen yüzlerce faili meçhul cinayetin arkasında JİTEM’in varlığı, yıllar sonra açılan davalarda ortaya çıktı. İşadamlarının yanı sıra, onların avukatları, muhasebecileri ve hatta aile üyeleri de hedef alındı. Servetine el konulan ailelerin itiraz edebilecek veya hak arayabilecek tüm fertleri sindirildi.

Bazı PKK itirafçıları, yıllar sonra JİTEM’e bağlı çalıştıklarını itiraf ederek, öldürülüp asit kuyularına atılan iş adamları hakkında bilgi verdiler. Genelkurmay JİTEM diye bir kurumun olmadığını iddia etti ilk önce. Ancak daha sonra JİTEM adına düzenlenmiş maaş bordroları ortaya çıktı.

Ne mi oldu?

İçinde Genelkurmay’ın adı geçen hiçbir suç aydınlığa kavuşmadı!

Kavuşmayacak da!

Susurluk kazasında ortaya çıkan belgeler, bu sermaye transferinin organizasyon şemasını gözler önüne serdi. Ağar‘ın kontrolündeki yapı, ele geçirilen işletmeleri belirli sermaye gruplarına aktarıyordu. Oteller, fabrikalar, akaryakıt istasyonları ve araziler el değiştirirken, yeraltı dünyasından bazı isimler de bu süreçte “saygın iş adamları” haline geldi. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde edilen paralar da bu yolla aklanıyordu.

15 Temmuz çökmeleri

Tolga Sezgin / Shutterstock.com

2016’nın 15 Temmuz’unda başlayan süreç, sermaye transferinin yeni bir evresiydi. Gülen Hareketi ile ilişkilendirilen şirketlere kayyum atanması ve mal varlıklarına el konulması, ekonomik yapıda büyük değişime yol açtı. TMSF’ye devredilen şirket sayısı 800’ü aştı, toplam değerleri milyarlarca dolarla ifade ediliyordu.

Boydak Holding’in varlıkları, Naksan Holding’in fabrikaları, Koza-İpek grubu şirketleri, Dumankaya İnşaat’ın projeleri ve Kaynak Holding’in yayınevleri gibi büyük şirket gruplarının el konulan varlıkları, piyasa değerlerinin altında fiyatlarla hükümete yakın iş adamları ve sermaye gruplarına aktarıldı. Özellikle inşaat, medya ve enerji sektöründeki bazı holdingler bu transferden önemli pay aldı.

Siyasal İslamcılar yıllar önce JİTEM’in en tanıdık yöntemini kullanmayı tercih ettiler. Hedef aldıkları işadamlarına hakkında önce “FETÖ soruşturması var. Ama biz bir şeyler yapabiliriz” diyerek soruşturmayı önleyebileceklerini söylüyorlardı. İş adamına bir “aracı” gönderiliyor ve direkt neyi var neyi yok yüzde 50’si isteniyordu.

Bu komisyon işinin Emniyet, yargı ve bürokrasi ayağı vardı tabi. Hepsi beraber bu kumpası kuruyor, iş adamlarının mallarına el koyuyorlardı. Zaman zaman kendi aralarında paylaşımda anlaşmazlıklar da yaşıyorlardı. Bunun en bariz örneği, İzmir’de yaşandı. AKP teşkilatında görevli bir şahıs konuşmakla tehdit ettiği için cinayete kurban gitmişti.

Anadolu’daki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren orta ölçekli işletmeler yereldeki güçlü sermaye gruplarına devredilirken, büyük medya kuruluşları, havalimanı işletmeleri, bankalar ve hastane zincirleri merkezi düzeyde belirlenen gruplara aktarıldı. Kamu bankaları finansman desteği sağlarken, TMSF de varlıkların yeni sahiplerine geçişini kolaylaştıracak ödeme planları oluşturdu.

“Sosyal ve ekonomik abluka” kampanyasıyla Gülen hareketi ile ilişkilendirilen işletmeler hedef gösterildi, bu işyerlerinden alışveriş yapılmaması çağrıları yapıldı. Binlerce işletme kapanmak zorunda kaldı, çok sayıda insan geçim kaynaklarını kaybetti. Bazı aileler yurt dışına göç ederken, kalanlar iş bulmakta büyük zorluklar yaşadı.

Türkiye’de sermayenin el değiştirmesi hikayesi, 100 yıl boyunca genellikle “kurgulanmış olağanüstü dönemlerde” gerçekleşti. Her dönemin kendi mağdurları ve kazananları oldu. Bu süreçler sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümlere de yol açtı. Bugün İstanbul’un değişen siluetine baktığınızda, bu büyük sermaye transferlerinin izlerini görebilirsiniz.

Sermaye transferlerinde, işin perde gerisinde hep siyasi iktidar veya onun bazı karanlık üyeleri bulundu.

İnanılmaz servetlere kavuştular.

Sözün özü: Hiçbir şey değişmedi yüz yıldır bu topraklarda.

Birilerinin malları, birilerinin iştahlarını hep kabarttı. Mallarına el koymak için her türlü dalavereyi, tezgahı çevirdi durdular. Bunu yaparken, dillerine doladıkları lakırdı ise hep aynıydı:

“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.”

Add a comment

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.