NATO’nun gizli ordular: Stay-Behind

Stay-Behind, bir ülkenin potansiyel işgaline karşı geliştirdiği gizli bir savunma stratejisiyken, zamanla kendi vatandaşlarına, özellikle de solcu muhalefete karşı kullanılan, siyasi suikastlar, bombalamalar ve provokasyonlar düzenleyen karanlık bir “derin devlet” aygıtına dönüşmüştü.
Foto: Shutterstock.com

ENİS BEHİÇ MALMÖ

1990 yılının ağustos ayında, İtalya Başbakanı Giulio Andreotti, Senato’da kürsüye çıktığında Avrupa’nın en iyi saklanan sırrını ifşa etti: 622 sivil “vatansever”, 139 silah deposu, makineli tüfekler, plastik patlayıcılar ve radyo ekipmanları. İtalyan basını bunu “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en iyi saklanan ve en zarar verici askeri-siyasi sır” olarak nitelendirdi.

Andreotti’nin itirafı domino taşlarını devirdi. Bir hafta içinde, tüm Avrupa’da benzer yapıların varlığı ortaya çıktı. NATO’nun “stay-behind” orduları, Soğuk Savaş boyunca gizli bir paralel devlet olarak faaliyet göstermişti. Kod adları ülkeden ülkeye değişiyordu: İtalya’da ”Gladio” (kılıç), Almanya’da ”TD BJD”, Türkiye’de ”Özel Harp Dairesi”.

Stay-Behind Stratejisinin Doğuşu

1945 sonrası Sovyet tehdidine karşı CIA ve MI6, Nazi işgaline karşı yeraltı direnişinin modelini tersine çevirerek uygulamaya karar verdi: Eğer Sovyetler işgal ederse, arkalarında bırakılacak gizli ordular direniş örgütleyecekti.

Ancak bu “vatan koruyucuları” nereden bulunacaktı? Cevap bugün bile mideyi bulandırıcıdır: eski faşistler, Nazi işbirlikçileri ve aşırı sağcılar. Çünkü bu insanlar komünistlerden gerçekten nefret ediyordu ve Soğuk Savaş pragmatizmi, ahlaki kaygıları geçersiz kılmıştı.

 İtalya: Gladio’nun merkezi

 Silah Depoları ve Gizli Ağ

Andreotti’nin 1990 açıklamasına göre, CIA tarafından sağlanan ekipman ülke genelinde ormanlarda, çayırlarda, hatta kiliselerin ve mezarlıkların altında 139 gizli yerde saklanmıştı. 1996’daki keşifler 622 gizli silah deposunun varlığını ortaya çıkardı. Bu depolarda C-4 plastik patlayıcılar vardı – tam olarak 1980 Bologna katliamında kullanılan tür.

İtalya’da, Mussolini’nin gizli polisinin kalıntılarından asker toplandı. Prens Junio Valerio Borghese – “Kara Prens” lakaplı, Mussolini’nin ölüm mangalarını yöneten bir deniz komutanı; bir Gladio operatörü oldu.

“Gerginlik Stratejisi” ve terör

İtalya’nın “Kurşun Yılları” (1968-1982) döneminde 14.000’den fazla siyasi motive saldırı gerçekleşti. Gladio ağlarının komünist partilerin iktidara gelmesini önlemek için tasarlanmış bir “gerginlik stratejisi”ne katıldığı ortaya çıktı. Bu strateji, “sol kanat gruplara atılabilecek provokasyon operasyonlar” yürütmeyi içeriyordu.

1972 Peteano Saldırısı: İtalyan sağcı terörist Vincenzo Vinciguerra, faşist örgüt Ordine Nuovo üyesi olarak Peteano’da bir terör saldırısı düzenledi. SIFAR (İtalyan askeri gizli servisi), bu saldırı ile ilgili olarak kasıtlı olarak Kızıl Tugaylar’ı suçladı. 1984’te Yargıç Felice Casson, İtalyan askeri gizli servisinin arşivlerinde Gladio’nun varlığını kanıtlayan belgeyi keşfetti.

1980 Bologna Tren İstasyonu Katliamı: 2 Ağustos 1980’de 85 kişi öldü, 200’den fazla kişi yaralandı. Saldırıda kullanılan C-4 patlayıcılar, Gladio silah depolarında bulunan patlayıcılarla aynıydı. Saldırı ilk başta sol kanak terörüne atfedildi, ancak sonraki soruşturmalar sağcı teröristlerin ve Gladio unsurunun parmağını gösterdi.

1964 Darbe Girişimi: 1963’te sosyalistler ve komünistler seçimlerde iyi sonuçlar aldı. Ancak 1964’te, CIA ve Gladio birimleri tarafından düzenlenen sağcı bir darbe girişimi ile görevden uzaklaştırılmaya çalışıldılar.

Almanya: Nazi bağlantıları

Batı Almanya’nın Karanlık Mirası

Batı Almanya’daki stay-behind ağı en karmaşık ve tartışmalı olanlardan biriydi. 2006’da yayınlanan CIA belgeleri, CIA’nın 1949-1955 yılları arasında Alman ajanların “stay-behind” ağlarını organize ettiğini gösterdi.

Bund Deutscher Jugend (BDJ): Anti-komünist BDJ, 1950’de eski Naziler Erhard Peters ve CIA para bağlantısı Paul Lüth tarafından kurulmuştu. BDJ’nin silahlı kanadı Technische Dienst (TD), her ay CIA’dan 50.000 dolar alıyordu.

Hessen Başbakanı August Zinn’in iddiası çarpıcıydı:

BDJ’nin sözde Sovyet istilası durumunda tasfiye edilecek Sosyal Demokratlar ve Komünistlerin bir listesine sahip olduğu ortaya çıktı.

Gehlen örgütü ve silah depoları

Almanya’da Gladio, Gehlen Örgütü’nü merkez olarak kullandı. Reinhard Gehlen, Batı Almanya’nın ilk istihbarat başkanı olacaktı. Wehrmacht ve SS’den eski üyelerle dolu olan bu yapı, Nazi kaçış hatlarıyla da ilgiliydi.

Eylül 1952’de başlayan soruşturmalar sırasında, Hessen’deki Odenwald bölgesinde silah depoları bulundu. 1965’te, polis Windisch-Bleiberg yakınlarındaki eski bir madende bir silah deposu keşfetti ve İngiliz makamları Avusturya’daki 33 deponun yerini teslim etmek zorunda kaldı.

1976 Skandalı: Batı Alman gizli servisi BND sekreteri Heidrun Hofer, stay-behind ordusunun sırlarını KGB casusu olan kocasına ifşa ettiği için tutuklandı.

Batı Almanya NATO’ya 1955’te katıldığında, Stay-Behind ağının NATO üyeliğinin ön koşulu olduğunu keşfetti ve TD grubunu yeniden aktif hale getirmek zorunda kaldı.

Türkiye: Özel Harp Dairesi

1950’li yıllarda ABD, Sovyet yayılmacılığını durdurmak için “çevreleme politikası”nı (containment policy) hayata geçirmektedir. Türkiye, bu strateji içinde vazgeçilmez bir kilit taş konumundadır. CIA arşiv belgelerinde, 22 Aralık 1948 tarihli “Turkey” başlıklı raporda, Türkiye’nin ABD güvenliği açısından önemi defalarca vurgulanır. Ülke, sadece coğrafi konumu değil, aynı zamanda potansiyel askeri ve siyasi kapasitesiyle Washington’ın bölgesel planlarının merkezindedir.

1952: Özel Harp Dairesi ve Gladio bağlantısı

Türkeş’in ABD deneyiminden döndüğü 1950’li yıllar, aynı zamanda NATO’nun “stay-behind” operasyonlarının kurulduğu dönemdir. 1952 yılında, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde “Hususi ve Yardımcı Muharip Birlikleri” adıyla başlayan yapılanma, 1953’te Seferberlik Tetkik Kurulu, 1970’te ise Özel Harp Dairesi adını alacaktır. Kurmay Albay Emin Çobanoğlu’nun talebi üzerine ABD tarafından gönderilen örgütlenme şeması, İtalya’daki Gladio’nun Türk versiyonunun çekirdek yapısını oluşturur.

Bu yapılanmanın resmi amacı, olası bir Sovyet işgali durumunda gerilla direnişi örgütlemektir. Ancak pratikte, soğuk savaşın sıcak yıllarında iç siyasete müdahale aracına dönüşecektir. NATO’nun Özel Harp talimnamelerine göre, üye ülkelerde kurulan NATO birimleri, Türkiye’de önce Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla örgütlenmiş sonra doğrudan Genelkurmay Başkanlığına bağlı Özel Harp Dairesi çatısı altında ve bunun sivil uzantısı Kontrgerilla olarak faaliyet yürütmüştür.

1969: Milliyetçilik ve CIA iddiaları

27 Mayıs 1960 darbesinin ardından “14’ler” olarak bilinen radikal gruptan biri olan Türkeş, sürgün dönüşünde bambaşka bir stratejiyle hareket eder. 1965’te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin (CKMP) başına geçer ve 1969’da partiyi Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeniden yapılandırır. Bu dönüşüm, bazı araştırmacılar ve aktivistler tarafından spontan bir politik evrim olarak değil, planlı bir operasyon olarak yorumlanır.

İddiaların ötesinde, “declassified” (gizliliği kaldırılmış) ABD istihbarat belgeleri, Türkeş ve yandaşlarının uluslararası bağlantılarına dair, çok daha somut kanıtlar sunuyor. 1960-1984 arası dönemi kapsayan 32 adet CIA belgesi, Türkeş’in ABD tarafından “yakından takip edilen” bir aktör olduğunu ortaya koyuyor. Bu belgeler arasında 28 Temmuz 1960 tarihli “Central Intelligence Bulletin”, 26 Eylül 1960 tarihli “NSC Briefing Background”, ve 1975-1976 yıllarına ait çok sayıda “SECRET” ve “TOP SECRET” sınıflandırmalı raporlar bulunmakta..

Kontrgerilla ve Amerikan bağlantısı

Kontrgerilla 27 Eylül 1952’de, Tuğgeneral Daniş Karabelen Seferberlik Taktik Kurulu’nu (STK) kurdu. Karabelen, özel savaş eğitimi için 1948’de Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilen on altı askerden biriydi. Bu grup arasında Alparslan Türkeş de bulunuyordu.

1967’de STK, Özel Harp Dairesi (ÖHD) olarak yeniden adlandırıldı. 1970’li yıllarda General Kemal Yamak tarafından yönetiliyordu. Anılarında, ABD’nin yaklaşık 1 milyon dolar değerinde destek ayırdığını belirtti.

Ecevit’in şok keşfi

1973-74’te, Başbakan Bülent Ecevit operasyonun varlığından haberdar oldu. Ecevit’in kendi açıklamaları çarpıcıydı:

“1974’te, Başbakanlığım sırasında… ‘Özel Harp Dairesi için istiyoruz’ yanıtı geldi. Öyle bir resmî dairenin o zamana kadar adını bile duymamıştım… O zamana kadar, bu dairenin tüm giderlerini, bir gizli ödenekle, Amerika Birleşik Devletlerinin karşıladığı bana bildirildi.”

Daha da şok edici olanı, “Özel Harp Dairesi’nin Amerikan Askeri Yardım Heyetiyle aynı binada” bulunduğuydu. Ulusal güvenlikle ilgili bir devlet dairesi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın haberi olmadan faaliyet gösteriyordu.

 Özel Harp Dairesi

Özel Harp Dairesi, 1970’lerde koruduğu unsurlarla, binlerce insanın – öğrenciler, avukatlar, gazeteciler, kamu görevlileri, işçi örgütleyicileri, Kürtler – öldüğü bombalı saldırılar düzenledi.

1977 Taksim Meydanı Katliamı: 1 Mayıs İşçi Bayramı mitingi sırasında keskin nişancılar 34 kişiyi öldürdü. Saldırı sol kanat gruplara atıldı, ancak Kontrgerilla yönlendirmesi altındaki “hazır kıtalara” yaptırıldı.

Ziverbey İşkenceleri: 1971 darbesinden sonra, İstanbul Erenköy’deki Ziverbey villası Türk komünistlerini sorgulamak için kullanıldı. İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu gibi aydınlar orada işkence gördü. Birçok kurban, sorgucuların kendilerini ”Kontrgerilla” olarak tanıttıklarını ve yasaların üstünde olduklarını iddia ettiklerini teyit etti.

1993’te parlamento, Kontrgerilla tarafından işlendiğine inanılan sayısız çözülmemiş cinayeti soruşturmak için bir komisyon kurdu. Raporları 1797 ölümü numaralandırdı.

Demokratik kontrolün iflası

22 Kasım 1990’da, Avrupa Parlamentosu “manipülatif ve operasyonel ağların gizli yaratılmasını” kınadı. Ancak AP tarafından talep edilen sekiz eylemden hiçbiri tatmin edici şekilde gerçekleştirilmedi. NATO ve ABD dosyalarını “declassified” (gizliliği kaldırılmış)  etmeyi reddetti.

Gladio hikayesi, demokratik kontrolün ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Onlarca yıl boyunca, seçilmiş hükümetler, kendi topraklarında faaliyet gösteren gizli ordulardan habersizdi. Başbakanlar karanlıkta bırakıldı, oysa gölge yapılar – NATO, CIA, askeri istihbarat – gerçek iktidarı elinde tutuyordu.

Avrupa hükümetleri 1990’larda silah depolarını aramaya başladığında, çoğu boştu. Silahlar kaybolmuştu. Kimse nereye gittiğini bilmiyor. 2008’de Türk savcıları Ergenekon davasını soruşturururken, Kontrgerilla ağlarının hala aktif olduğunu keşfetti.

Toprağa gömülü silahlar sadece makineli tüfekler değildi. Onlar, demokrasinin altına gömülmüş kirli sırların simgesiydi. Ve bazıları hala orada, toprak altında, beklemeye devam ediyor.

Add a comment

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlk Siz Haberdar Olun!

Abone ol butonuna basarak, Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları'nı okuduğunuzu ve kabul ettiğinizi onaylıyorsunuz.